|
KADI İSRAİLOĞLU SİMAVNALI
ŞEYH BEDREDDİN
"Olup Mansur, bu
yolda verdi bâşın
"Hüdâ aşkında hiç çatmâdı kaaşın
"Münafıklar atarlar tain taaşın
"Bizim mürşidimiz Şeyh Bedreddindir."
(Menâkıb, s. l38)
Molla Hafız Halil
(Şeyh Bedreddin'in torunu)
BEDREDDİN - HUS - İBNÎ HALDUN
Simavnalı Şeyh Bedreddin Mahmud Rumî (1359-1420), yalnız
Türkiye devrim tarihinin değil, bütün insanlık için sosyal devrim
tarihinin en ilgi çekici büyük kahramanıdır: Şeyhin zamanına dek
medeniyetler, dıştan gelme barbar akınlarının tarihsel devrimi ile
yıkılırlardı. Şeyhin zamanındaki Aksak Timur akını o çeşit dıştan
yıkıcı tarihsel devrimlerin en sonuncusuydu. Sosyal devrim imkânsız
olduğu için muazzam bir medeniyetin yıkılışı antika destanlarda
"tufan", dinlerde "kıyamet" adını alıyordu.Şeyh Bedrettin bu şuursuz
medeniyet yıkılışları yerine, insanlığın biricik ve sürekli
gelişimini sağlayacak şuurlu devrimi, başka deyimle: Tarihsel devrim
yerine sosyal devrimi geçiren en şuurlu ve en orijinal büyük
devrimcidir. O bakımdan, sosyal devrimler çağı demek olan modern
çağın ilk en önemli müjdecisidir.
Şeyh Bedreddin, kendi çağdaşları sayılabilecek olan İslâm
medeniyetinin Aristotales'i İbnî Haldun (1332-1406) dan da, Batı
dünyasında Wicleften sonra ilk din reformcusu Çek papazı Jean
Huss'ten de önemli kişidir. Gerçi İbnî Haldun : Aksak Timur gibi
uykuda gezer "Cihangir"lere metelik vermeyecek değerde moral taşır.
Aynı metelik vermeyişi Şeyh'te de buluruz. İbnî Haldun toplum ve
tarih kanunlarını Marks-Engels'lere müjdeci olurca izlemiştir. Bu
dahiyane buluşları, yâşadığı büyük pratik olaylardan sezmiştir. Ama,
bulduğu prensipleri, içinde yaşadığı tarihsel ve sosyal şartlar
yüzünden, pratiğe uygulamayı düşünememiştir. Şeyh Bedrettin, teori
ile pratiği en canlı, en insancıl yükseklikte sosyal sentezine
ulaştırmıştır.
Jean Huss (1369-1415) yalnız hristiyanlar için İsa
dininde reformu öngörmekle yetindi. Şeyh; müslüman, hristiyan,
yahudi ayırdı yapmadı, bütün din ve ulus sınırlarının izafiliğini
göstererek, her türlü insan ayrılıklarını "İptâl" etti. Tümüyle
insanlığı yücelten bir kurtarıcı Humanitarisme yarattı. Batı'da ünlü
"Reform" hareketi : Zengin papazların mülklerini müsadere etmekle
kaldı. Bunun sonucu Almanya'da büyük derebeyilerin, Fransa ve
İngiltere'de işveren burjuvaların ekmeklerine yağ sürdü. Şeyh; öyle
dar bencil sınıf ve sınır çerçevelerinden üstün uluslararası
sosyalizmin gözünü budaktan esirgemez ülkücüsü idi. Hüss kancıkca
yakıldı, Şeyh kancıkça asıldı. Hüss'çü hareket, kendisi öldükten
sonra başladı. Şeyh onlarca yıl hazırlanmış Anadolu ve Rumeli
hareketinin başına geçti. Hüss antika bezirgânlığın yerine modern
bezirgânlığı tutmuş oldu. Şeyh her bezirgân çıkarcılığına karşıydı.
İnsanın kişiliğini yaratan en yakın gelenekleri, "soy"unun
başından geçenlerdir. Simavnalı Şeyh Bedrettin Mahmut Rûmî, çok ilgi
çekici soydan gelir. Ona rağmen Osmanlı tarihçileri, Şeyhin adını
unutturamadıkları zaman bile, hiç değilse soyunu anmamaya aşırıca
uğraşmışlardır.
Cumhuriyetin doğuş günlerinde Şeyhin üzerine eğilen ilk
(1925) ve 32 yıl için son bilgin "Darülfünun İlâhiyat Fakültesi
Tarih'i Kelâm müderrisi" sayın M. Şerafettin oldu. "Simavna
kadısı oğlu Şeyh Sedrettin" (Evkaf matbaası, İstanbul, 1341)
adlı eserınde Şeyhin yalnız İsrail adlı bâbasını anar. (S. .4.5)
Elimizdeki "Menakıb"i bilmediği için,. Şeyh üzerine yürüttüğü
tek tük düşünceleri gibi Şeyhin derin soyu da askıda kalır.
Mehmet Süreyya bey : (Şeyhin) "Ecdadı Selçuk Devleti
vezirlerinden idi." der. (M.S. : Sicilli Osmâni, cild II, s.
l6 Matbaası Amire, İstanbul 1311). Şemsettin Sami bey : "Şeyh
aslında Selçuk hükümdarları neslinden olup" (Kaamûs ül-âa lâm,
s.1254) kaydını düşürür. Belgratlı Muhtesip zâde Hâki : (Şeyhin)
"Ecdadı Selçuk Sülâlesinden Alâettin'in kardeşi oğluna vezir dahi
olup (Hadikat-ür Reyhân, elyazması, Köprülü Ahmet Paşa kütüphanesi,
n 230) yollu yanlış bir tercüme yapar. Tercümenin aslını Arapça
yazmış olan Taşköprü zâde ise şunu söyler : "Söylendiğine göre
(Şeyhin) dedeleri Selçuk oğullarının veziri ve kendisi Sultan
Alâittin Selçukinin biraderi oğlu idi." (Şakaayik'ı Nûmâniyye,
Arapça elyazması, Köprülü Ahmet P. Kütüphanesi, n.1230: s. 27 - 30)
Böylece, Osmanlı tarihçilerinin Şeyh soyu üzerinde niçin
susuş konspirasyonu yaptıkları çıtlatılmış olur. Osmanlı
padişahlığına karşı en modern anlamda halk devrimi uğruna ayaklanmış
adamın - o zaman için pek önemli sayılan – bir hükümdar soyundan
geldiği açıklanamazdı.
Cumhuriyetin 34 üncü yılı, candan savunduğu Şeyhin hayatını
ve Şâheseri "Vâridât"ı temiz üslûbuyla veren sayın Bezmi
Nusret Kaygusuz, basılı biçiminde ilk defa"Menâkız"ı ele
almış olur (Şeyh Bedreddin Simaveni : İzmir,1957). Ona göre,
Hayrullah Efendi Tarihinde.,Şeyhle akraba olan Selçuk Sultanı
Ferâmürz oğlu III üncü Alaeddin'dir. Tarih'i âl'i Osman (Adil
oğlu Oruç, 9 uncu yüzyıl) da : Osman Gaazi Karahisarı alırken,
Sultan Alâeddin, kardeşi oğlu Aktimur eliyle Osman'a malzeme, veziri
Abdül' Aziz eliyle de bağımsızlık buyrultusu ve Mısır hükümdarından
Akbayrak, "tuğ ve âlem" göndermiştir. İşte bu, Osmanlı Devleti'ne
bağımsızlık buyrultusu getiren Abdül' Aziz Şeyh Bedrettin'in öz
dedesidir.
İslâm medeniyetinin o kargaşalı "Ulusların Göçü" ve
derebeyileşmeleri çağında en büyük derebeyi Cengiz Sülâlesinden
Mahmut Gaazân han idi. Moğol imparatoru, "böl ve güt"prensibine
göre, buyurduğu Rum Selçuk ülkesinde III üncü Alâeddin Keykubâdı
Konyâ'ya, Amcası Mes'udu Doğu Anadolu'ya tâyin etmişti. Türk
beylerinden Baltu, Mesud'u tek şah yapmak kaygusuyla Alâeddin'e
karşı ayaklanınca, Gaazân, emrindeki Kutlup Şahı gönderip Mesud'u
esir ettirdi.Bu yol Türk beyleri Alâeddin'i bağımsız hükümdar ilân
ettiler. Anadolu'da bu altüstlükleri kışkırtan Mısır hükümdarı Melik
Nâsır’ın üzerine yürüyen Gaazân Şam'da bozuldu. Halep'ten Anadolu'ya
geçti. Oradan Alaeddin'i aldı. İsfahan'a götürerek idam etti.
Alâeddin'in oğlu Gıyasüddin'i de boğdurttu. Böylece artık Selçuk
saltanatının gölgesi bile silinmişti.
O zaman Anadolu'da başıboş kalan iki derebeylik
bağımsızlaştı.Onlardan birisi: Serhad üzerindeki Söğüt beyi Osman
Gaazi idi. Anlaşılan, Şeyh'in dedesi Abdülaziz, kardeşi Alaeddin
trajedisinden sonra, vaktiyle bağımsızlık buyrultusu götürdüğü Osman
Gaazi'nin yanına gelmiş ve sayılan bir gaazi olarak Bizansa karşı
kutsal savaşa girişmiştir.
1937 yılı, "İnkılâb Müzesi"ndeki elyazmasından işlediğimiz
"Menâkız" : Henüz küçük bir ilçe beylikceğizi olan
Osmanlılığın bütün şaşırtıcı atılganlıklarında Şeyhin dedesi
Abdülaziz'in oynadığı öncülüğü alçak gönüllüce destanlaştırarak söze
başlar. Yazarı Molla Halil, Şeyh Bedreddin’in torunudur. Tarihi
Fâtih Mehmet günlerine varan manzum elyazmasının adı : "Hâzâ
Menakıb'ı Şeyh, Bedreddin hin Kaadi İsrail"dir.
A- Şeyhin Doğuşu
1935 yılına gelinceyedek, Şeyh Bedrettin 'in gerek
dedeleri, gerekse doğduğu yer ve tarih üzerine açık hiçbir şey
bilinmiyor gibiydi. O yıl "İnkılâp Müzesi"nde Şeyhin torunu hafız
Molla Halil'in manzum elyazma "MENAKIB"ı ansızın elimize
geçti. (1)
Orada olduğu gibi anlatılan Şeyhin kendisi kadar soyu da çok ilgi
çekiciydi. Osmanlıların doğuşunda, Rumeli'ye geçişinde İslâm öncüsü
olarak büyük Haçlılar seferini bozuşunda, Şeyh'in soyu olağanüstü
önemli, öncü rolünü oynamıştı. Bu rol aydınlanmadıkça, Osmanlılığın
pek çok sırları karanlıkta kalırdı.1939 yılı, Menâkıp esas tutularak
Şeyhin hayatı yeni baştan yazıldı: Bu kitap, 27 yıl önce yazılmıştı,
yalnız dilini az düzeltip temize çekerek yayınlıyoruz.
Kişi olarak Şeyhin soyu ve oluşu üç ayrımda toplandı :
1- Şeyhin dedesinin dedeleri;
2- Şeyhin yakın akrabaları;
3- Şeyhin dünyaya gelişi.
I- Şeyhin Dedesinin Dedeleri
"Simavna Kadısı İsrâil'in oğlu" diye ün alan Şeylı
Bedrettin Mahmut Rûmî üzerine, l939 yılına dek, Cumhuriyet
Türkiyesi'nde Türkçe bir tek bilim eseri yayınlanmıştı.
(2)
Onda Şeyhin yalnız İsrail adlı babasından konu açılır. Kimi
"Terâcüm" yazarları Şeyhin dedesinin Abdülaziz olduğunu
bildiriyorlardı (3).
Abdülaziz'in kim olduğu, ne yaptığı bilinmezdi.
Değerli düşünürümüz Bay Bezmi Nusret Kaygusuz Menâkıp'tan
yararlandığı eserini yaymakta bizden çevik davrandı. Himmeti var
olsun: Kendi açısından ve "Vâridât" tercümesiyle daha
derinleşmiş olan eserinde (4)
Şeyhin açık şeceresini koydu. Ona göre : "Mevzuât'i Ülûm" da
Şeyh, Selçuk Sultanı Alâeddinin kardeşi oğlu, dedeleri Selçuk
vezirleridir : "Tâc'üt Tevârih" te Şeyhin büyük dedesi Sultan
Alâeddinin yakın akrabası ve vezirlerindendir : "Kısası Enbiya"
da Şeyh, "Alâeddin'in amcası oğludur: "Şakaayık'ı Nûmâniye"
ve "Lûgat'ı Tarihiyye ve Coğrafiyye"de Bedreddin, Sultan
Alâeddin'in öz yeğenidir. (Üçüncü Alâeddin'in) : "Hayrullah
Efendi" Tarihi ile "Vâridât" önsözünde, Şeyh Feramürz
oğlu III Alâeddin oğlu Abdülaziz oğlu İsrail'in oğludur.
Bay Kaygusuz : "Bedreddin'in dedesi Abdülaziz, kardeşi
III.Alâeddin Keykubâd'ın vezirliğinde bulunmuştur."(5)
der. Abdülaziz'in atalarıyla uğraşmaz. Özetlemeye önem vermiştir.
Oysa Menâkıb Şeyhin en canlı trajedisini verdiği gibi Abdülaziz'in
dedeleri üzerine de açıklama yapar :
"Ceddi ânın Bağdat ilinde, ey said
"Oldu Cengiz hân elinde Şehid" (Me, 7) der. Cengiz 1224
(göç: 621) yıllarında Batı'ya döndüğü vakit Bağdat Halifesiyle
müttefikti. Yalnız Moğol tüccarlarını öldüren Hvarzim şahı
Alâeddin'den öc almak üzere: Maverâünnehr, Hvarzim, Horasan, Kafkas
ülkelerini hallaç pamuğuna çevirdi. Ama, Bağdat'a inmedi. Molla
Halil'in durup dururken yalan söylemeyeceğine, belki tarih yanlışı
yapmış olacağına göre : Abdülaziz'in dedesi Bağdat 'a ne vakit
gelmiştir ? Orada niçin öldürülmüştür ?
Herkesten daha yetkili olarak Menâkıb şunu anlatır :
Nesi idi Sultan Alâiddine bil
Şüphe yoktur bu söze ey zinde dil
"Şâh Alâeddin nesliydi özü..." (Me, 7)
Bu şah Selçuklardan hangi Alâeddin idi? Şeyhin ataları
onunla nasıl kuşaklanıyordu?
Al'i Selçûkilere neslen vezir
"Hem çü Al'i Bermeki Abbas mir." (Me, 7) deniliyor. Cengiz
Kâşgarı 1219 yılı, Semerkand'ı 1220 yılı ele geçirmiştı. O sıralar
(G. 617, İS : 1220) Rum (Anadolu) Selçuk Sultanı Alâeddin Keykubad
İbn’î Gıyasüddin Keyhusrev (ölümü : 635, Kaamûs âlâma göre 636,
İs.1237) idi: Bu kişi Cengiz'le birlikte Hvarzim şahı Mehmed
Alâeddin'e saldırmıştı. Menâkıb, hangi Selçukluları konu ettiğini
belirtmiyorsa da, Rum Selçuklularını anlattığı besbellidir. Alâeddin
adını taşıyan üç Selçuk Hânı yalnız Rum (Anadolu) ülkesinde saltanat
sürdü. Bu Selçuklu Hânların dölünden gelen Şeyhin ataları, o
hânedana soyca "Neslen" vezir olmakta, tıpkı "Bermek" oğullarının
Abbâsilere soyca vezir oluşlarına benzermiş. Bir mecûsi ateşgede
hizmetçisi olan Bermek acem bezirgân muhalefeti üzerine barbar
kollektif aksiyon geleneğini temsil eden Horasanlı Ebâ Müslim ile
birlikte Irak'ta küçük bir tarihsel devrim yapıp "Abbâsiye"
halifeliğini kuranlardandı. Bermek oğulları 750 ilâ 788 (G. 132 ilâ
171) yıllarında, sıra ile babadan oğula geçmek üzere, 40 yıl
Abbâsiler ister istemez "neslen vezir" olmuşlardı.
Bu kadar ayrıntılı anlatılan bir olay uydurma
olamaz.Öyleyse işin aslı nedir ?
II- Şeyhin Dedesinin Dedesi Bağdat'ta
Şeyhin dedesinin dedesi Moğol saldırıları sırasında
Bağdat'a niçin gitmiş ? Menâkıba göre :
Emmisi şah olduğu vakte anın
"Kaçup Abbâsilere gitmişti anın."
Eski Türkler'de, Babahânlı göçebe geleneğince, Hân'ın büyük
oğlu, veziri "Beşe" veya Paşa'sı olurdu
(11).
Abdülâziz'in dedesi, anlaşılan Selçuk Şahının hem büyük oğlu, hem
veziri imiş. Hangi Şâhın ? Söylenmiyor.
(12)
Selçuk Şah ölünce yerine büyük oğlu geçmeliydi. Burada, çocuğun
amcası açıkgöz davranıp tahta konmuş olacak: O zaman, baba mirası
Şahlıktan yoksun kalan büyük oğlu, yâni Abdülâziz'in dedesi Bağdat'a
kaçmış bulunabilir. Menâkıb'ın anlattığı böyle yorumlanabilir.Bu
yoruma hak verdiren başka olaylar da eksik değil.
İlkin, Menâkıb dahi Şah Alaeddin'le soydaş olan
Bedreddindir, diyor. Cengiz ile, işbirliği yapan Alâeddin
birincisidir.Abdülâziz'in dedesinin Bağdat'a kaçışı besbelli çok
sonlara gelir. Cengiz hengâmesinden yüzyıl önce İran Selçukları
devletinde Hasan Sabbab'ın "Haşisi Partisi", Rum Selçukları
devletinde "İsmâilî" Partisi gibi tanrısız devrim örgütleri
türemişti.Demek her iki Selçuk düzeni çıkmaz çağın kapısını
çalıyorlardı.Halk içinde yaman etkiler yapan devrimci partiler kimi
saray ve hanedan üyeleri arasında bile hoşnutsuz taraftarlar
bulmuşlardı.(13)
İlkel sosyalizm geleneklerini büsbütün yitirmemiş bulunan hanedan
üyeleri halktan yana, saray entrikalarına kapılanlar halk
düşmanlığına dönünce, arada ister istemez çekişme ve çarpışmalar
başgösterdi. Çarpışmalardan halkın kendisine pek bir rahmet
yağmazdı. Kimi Bizans İmparatorları, kimi onların karşı kutbu olan
Bağdat halifeleri, entrika çevirip yararlanmaya çalıştılar."(14)
Böylece, birbirinden çıkma üç kördüğüm ilmeklendi :
1- İç kargaşalıklar, 2- Hanedan kavgaları, 3- Dış
karıştırma ve karıştırmalar. Bu şartlar ortasında Bağdat'a kaçış
olayı kendiliğınden anlaşılır. Abdülâziz'in dedesi Bağdat'a
kaçarken, Selçuk Sarayında ve ülkesinde besbelli kargaşalıktan
geçilmiyordu: Ancak bu kaçış hangi zamanda olmuş olabilir ? İlkin,
Abdülâziz'in dedesi Cengiz zamanı Bağdat'a kaçmış olması gerektir.
Menâkıb'ın verdiği başka konkret olaylar o tarihle bağdaşamaz: Alim
etti Mu'tesim - billâh ani
"Şeyhülislâm eylemişti ey ganî" (Me, 7) deniyor. Bağdata
gidip, Şehülislâmlık derecesine dek bilgini yetişmek için, önce
kaçanın öğrenim çağında bir genç olması gerekir. Amcası zoruyla
tahtı elinden alınmış gencin durumu buna uygundur. Sonra, aynı
gencin, en az yirmi otuz yıl bilim alanında seçkinleşmesi gerekir,
ki Şeyhülislâmlığa çıkabilsin. Şeyhülislâmın Bağdat Fethi'nde
trajediye uğradığı, Bağdat'ın Moğollarca ele geçirilmesi ise 1258
yılına düştüğü düşünülsün. O tarihten 23 yıl öncesi 1215 yılı
gerçekten Rum Selçukları sarayında bir başka trajedi oynanır.Bizans
adamı Gıyasüddin Keyhusrev, savaş sırasında öldürülünce, tahta geçen
İzzeddin Keykâvus, hem amcasını, hem küçük kardeşini boğdurup
kumandanlarını yaktırır!
Abdülâzızin dedesi (Şeyh Bedreddin'in dedesinin dedesi) her
kim olursa olsun, Bizans yanlı olan o Sultan İzzeddin şerrinden
yakasını kurtarıp, amcası elinden İslâm halifeliğine sığınabilir.
Her zaman ve her yerde "Ruhani" rol görünmez eliyle kaçanı kendine
bağlar. Batı Ortaçağında barbar kralları dama taşı gibi kullanan
Papalıktır; Doğu Ortaçağında, komşu devlet saraylarına parmağını
sokan İslâm papalığı Abbasî Halifeliği, kendisine sığınan genci, bir
gün yeri gelince kullanmak üzere yetiştirip, zekâsına göre en yüce
bilginliğe çıkarmış olabilir.Menâkıbin sözleri birbirini tutar.
III- Şeyhin Dedesinin Dedesi Nasıl Öldürüldü?
Menâkıb, Abdülazizin dedesi için "Cengiz Han İLİNDE şehit
oldu" diyor; Cengiz zamanında demiyor. Sözünün anlamını aşağıda
biraz daha açıyor. Öldürülme sebebi, tam Şeyh Bedrettin'in şânına
uygun bır ülkü ve düşünce yiğitliğidir :
"Nâsır î Tûsiye oldem arbede
"Eyliyen ol idi muhkem, ey dede
"İbn'î Hâcib'le ikisi, ey hümâm
"Idicek ilzâm ani beynel enâm
"Kaakıyıp ibn'î Hülâgûy'i lâiyn
"Itti anları Şehid anda hemiyn." (Me, 7)
Burada anılan adlar, elyazmalarında çok görüldüğü gibi,
Arapça harflerin kötü imlâ yanlışına kurban gitmiş
görünüyorlar.Bedreddin’in babası "İsrail" iken, Câmiülfusûleyn ile
Brockelmann’da "İsmail" olmuştu... Yanlışları ayıklamalıyız. Bir
yol, anılan Abbas Halifesi Mu'tasanı olamaz : Müsta’sim
olacak.Bağdat Moğollar eline geçtiği gün, Abbasi halifesi Mürtâ’sim-
billâh idi. Ondan sonra, Abdülaziz'in dedesiyle "Arbede" (kapışma)
yapan kişi de Nâsır Tûsi olamaz. Besbelli ünlü bilgin Nâsivrüddin'i
Tûsi ile acem folklorcu ozanı Nâsır Tûsi birbirine karıştırılıyor.
Hattâ, İbn'î Hacib'in birlikte öldürülmüş olduğu bile epey
şüphelidir. (15).
Abdülazizin dedesiyle Nasivrüddin neden kapıştılar ?
Hülâgû oğlu niçin kızdı ?
Bağdad'ın Moğollarca ele geçirilmesi trajedisinde bütün
tarihsel devrim trajedilerinde barbarların çağırılışına benzer büyük
tarihsel ihanetlerden biri yatar. Halife Müsta'sım : Şiilere
eğginlik gösteriyordu. Bir Şiî olan Müeyvedüd-din İbn'î Alkami'yi
kendisine vezir yapmıştı. Bu vezir ile, gene Müstâ'sımın
yakınlarından ve çağın bilgini sayılan Nasivrüddin Tûsi gizlice
birleştiler. Cengiz oğullarından Hülâgû Hânı, gelerek Bağdat'ı
alması için çağırdılar. Herşeyden habersiz Halife, Bağdat dışında
Moğollara yenilince, dönüp kaleye kapandı.Kuşkulanmadığı veziri
İbn'î Alkami ile Nasivrüddin Tûsi, Halifelere, görünüşte haklı bir
teklif yaptılar. Kaleden dışarıya çıkıp Hülâgû karşılanır ise,
vaktiyle Selçuk, oğlu Tuğrul Bey için Doğu'da, Atillâ'ya karşı
Papaca Batı'da yapıldığı gibi, kan dökülmeden gelenler elde edilmiş
olacaktı.
Halife, kurulan tuzağa düştü : "Devlet adamlarını ve kent
ileri gelenlerini yanına alıp, mağrur Hânı karşılamaya çıkan Halife,
bütün maiyyetiyle Tatarlar tarafından öldürüldü.".
(16).Menâkıb'ın
anlattığı olay budur. Besbelli, Şeyh Bedrettin'in dedesinin dedesi
de iki yüzlülüğe dayanamamıştı. Belki İbn'î Hâcib'le birlikte dönek
Şü Nasivrüddin Tûsi'yi Hanefilik veya Mâlikilik adına "ilzam" (hapt)
etmişler. Buna içerleyen Hülâgû oğlu da, safi düşmanlarını kılıçtan
geçirtmişti.
"Meyyitini ehl'i sünnet aldılar
"Ebu Hanife iline kaldırdılar
"İkisinden gayri hem, ey din eri
"Vardı bin mikdar âlim, key çeri
"Cümlesi maktû oluptur bigünah
"Oldular fenâ fülâtünde tebah" (Me. 7)
Binlerce bilgin ve asker ölüsü arasından, İbn'î Hâcib sağ
kalmış olabilir.
IV- Fetret Ve Konya'ya Dönüş
Menâkıb bir şey daha söylüyor :
"Fetret oldu ol arada ki, azim
"Cümle Rum'a nâzil oldular zebim" (Me. 7)
"Fetret" : Antika tarihte patlak veren her tarihsel
devrimden sonraki devletsiz anarşi zamanlarına denir. Bu hangi
fetretti ?
Uzak Doğunun Çin ve Hint medeniyetleriyle Yakın Doğunun
Irak, Mısır ve Akdeniz medeniyetleri arasında en istikrarlı geçit
İran yaylâsıdır. Çin ve Hintten kalkacak kervan, Akdeniz kıyılarına
inmek için, İran yaylâsından aşıp gelirdi. Bu tarihsel karayolunun
en işlek kuzey kestirmeleri üstünde Horasan ve Hvarzim ülkeleri
gelişmişti. İslâmlıktan az önce, bitmez tükenmez Bizans - Acem
savaşlarıyla tıkanmıştı. O zaman, Umman denizi üzerinden güney
yolunu deneyen İslâmlık sahneyi tuttu. Tarihsel orta karayolunu açar
açmaz, iç zıtlıklarla parçalandı. Bir sürü "Tavâlfülmülûk" bin başlı
müslüman derebeylikleri orta yolu gene tıkadı. Bu sefer, Ortaasya
yollarının eski bekçileri ve kervancıları işe elkoymak zorunda
kaldılar. Cengiz ve oğulları, Takakifül-mülûk devletçikleriyle
yaptıkları ticaret andlaşmalarının para etmediğini görünce kılıca
sarıldılar. Daha doğrusu gerek Çin, gerekse İslâm medeniyetlerince
elaltından saldırmâya kışkırtıldılar. Cengiz, Hvarzime karşı Bağdât
Halifeliği ile Rum Selçukluları tarafından çağırılır. Hülâgû, bizzat
Bağdat Halifesinin vezirleri tarafından çağırıldı.
Orta Barbarlığın tâze vurucu gücü, büyük Orta kervan yolunu
kanla, demirle açtı. Zengin ticaret ve İslâmlık merkezleri : Buhara,
Semerkand, Belli, Merv, Hcerat kentleri yakılıp yıkıldı. Çevrelerde
ilişen yığınla kabile ve aşiretler, Batıya doğru ürkütüldüler.
Cengiz zamanı 17 yıl süren Fetret çağında göçmen kuşlar gibi bilgin
katarları akıntıyla Batıya sürüklendiler. Mevlânâ Celâleddin
Rumî'nin babası Buharalı Emir Sultan, Şemseddin Tebrizi, Sadreddin
Konevî, Burkhaneddin Mehmet Tebrizi, Ermiyeli Hüssameddin,
Şehabeddin Süherversi, İdrisi, Cenâbî ve ilk, ve ilh... bunlardandı.
(17).
Anlaşılan, Abdülazizin babası da, bilgin katliâmı yapan Hülâgû
oğullarından, aynı mekanizma ile yakayı kurtarınca yeniden Batıya
kaçıp Konya'ya sığınmıştır. Ve Abdülâziz :
"Geldi Konya'da vücuda kendüzi
"Salı Alâeddin nesliydi özi" (Me. 7)
Bir nokta kalıyor : Âbdülâzizin dedesi Konya'dan kaçmışken,
şimdi babası Konyaya dönebilir miydi ? Aradan yüz yıl geçmiş,
kendisinden kaçılan İzzeddin Keykâvus çoktan ölmüştü. İzzeddin’in
torunu II. Gıyasüddin'le birlikte Rum Selçuklar Moğol oyuncağı
olmuşlardı. II. İzzeddin Mısır’la andlaştığı için azledildi.
Kırım’da öldü. Üç oğlundan Mesud’u Abaka kovar, Mahmut Gaazân,
Doğuya hükümdar yapar. II. İzzeddin'in üçüncü oğlu Feramürz'ün de üç
oğlu vardır. Konya hükümdan II. Alâeddin, Şeyhin dedesi Abdülâziz ve
Abdülmümin.
Bu kısa geçmiş Şeyhin alınyazısı olmuştur : 1-FETRET :
Şeyhin soyunu yeriden oynatıyor. Dört kuşak yukarıdaki dede Cengiz
akını sonuçlarıyla öldürülüyor. Aynı Uzak ve Yakın Doğular arası
kervan yolunu, aynı ticaret amacıyla aynı Tatarlar 13. yüzyıl
başında Cengiz,14. yüzyıl sonunda Timur adı altında açıyorlar. Bu
"Aziym Fetret" in ikincisinde Şeyh Timur "Afet"ini gözüyle görmek
için Tebrize dek koşacaktır. 2- Devrimcilik : Şeyhin atalarını ve
halkçı geleneği Selçuklularda kazıyan İzzeddin Keykâvus'un
Sivas’taki mezarına şöyle yazılmıştır. "Saltanat tahtından mezar
evine indi. Hazineleri, gücü kalmadı. Gezisini yaşayışiyle birlikte
bitirdi. İşte her şey böyle zevâl bulur."
(18).
Demek Şeyhin soyu böyle kişilere karşı, halka yakındı. Onun için, o
sarayları titreten yaman İslâmiyye devrimciliği, Şeyhin ruhunda
parlayacaktır. 3- Ülkücülük; Şeyhin ataları inançları yolunda ölmeyi
bilmiş, büyük fikir şehidi olmanın yüceliğine ermişlerdir.
Abdülâziz'in dedesi : Medeniyetin biricik ölmez değeri bilim uğruna
ilk büyük bayrağı çekmiştir. Şeyh o bayrağı dedelerinin elinden
alıp, dünya saltanatı peşinde insanları ezenlere karşı çıkacaktır.
B - Osmanlılık Ve Şeyhgil
Şeyhin ataları, Rum Selçukluları sarayından uzaklaşınca,
Bağdat'ta bir çeşit bilim hânedanı kurmuş oldular. Ancak, zamanın
yaman kargaşalıkları ortasında kılıç ve baş kesin rolü oynuyordu.
Her sahici müslüman, bilimi kılıç gibi kullanmak zorundaydı: Göçebe
geleneğinin medeniyet ülkücülüğü kişileri ister istemez hem EVLİYA
(Hâvâri, hem MÜCAHİD (kutsal asker) demek olan GAAZİ (Şövalye)
yapıyordu. Şeyhgil de soyca yarı bilgin, yarı mücahit kesildiler.
I - Osmanlı Kuruluşu Ve Şeyhgilin Gaazileri
Adil oğlu Oruç'un yazdığı "Tevârih'i Al'i Osman’a
göre,Osman henüz adsız binlerce gaaziden biri iken, yeğeni Aktimur
ile Selçuk Sultanı Alâeddinden (şeyhin dedesinin kardeşinden) silâh
yardımı alarak Karahisarı ele geçirdi. Bunun üzerine Alâeddin,
veziri Abdülazizle (şeyhin dedesi ile) Osman Gaazi'ye : "Mısır
hükûmdarlarından gelmiş Hz. Peygamberin ak sancağı ile tuğ ve alem
ve değerli başka hediyeler gönderdi.
Osman Gaazi:
Gönder üzerindeki hilâli çıkartıp, büyük bir saygı ile
otağı üzerine koydurdu." Bay Kaygusuz : "Abdülaziz'in ve kimi
hısımlarının sonradan Osmanlılara geçmesi, mutlaka bu ilk tanışmanın
tesiriyledir" (Keza, 31) diyor. Demek Osman Gaazi'nin tarihe ilk
girişi, Şeyhgilin eliyle olmuştur. Öyleyken, Şeyhgilin en ufak mevki
hırsı gözetmediler. Din düşmanı saydıkları hristiyanlığa karşı
savaşmak onlara yetiyordu. Saltanatın ne olduğunu öğrenmişlerdi.
Batıya karşı Osman oğullarına kavga yoldaşı olmaktan başka amaç
akıllarına gelmedi.
Osmanlılığın kuruluşu gibi, en cesur fetihlerinde de
Şeyhgilin payı hiç bir tarihte yazılmadık kertede büyük oldu.
Osmanlı akıncısı olarak Çanakkale önüne geldikleri vakit, Şeyhin
dedesi Abdülâziz yüz yaşını aşkın bir pirdi. Çoğu gaaziler gibi hem
derviş, hem kılıç eriydi. Önce Mevlâna Celâleddin Rumi'nin has
haremine emin oldu.
"Pire hizmete itmiş idi ol emir
"Şâhlar halinden olmuştu habir
"Hazret'i Mevlâna'ya ermişti ol
"Eşiğine nice yıl olmuştu kul." (Me, 6)
Mevlânâ ölünce, Hüsameddin Rumî Çelebi'nin "Şamda'nına mum"
olmakla yetindi. Saltanatı dervişlikle seve seve değişmiş,
fukaralıkla kendisini hiçe saymaktan daha yücelik bulamamıştı:
"İhtiyar etmiş idi fakr'ü fenâ-âna vird olmuş idi hamd'ü senâ" (Me,
6). Gaazinin anladığı "Fenâ : Yokolma" tekkede fodla öğütülüp, yasla
da ölmek değildi. Olumlu işler görüp, yaratırken yitmekti. Hangi gün
"Gazâ kapısı açılsa" Abdülâziz "Fiy sebil'il -lâh" (Tanrı yolunda)
elde kılıç o kapıdan er meydanına ilk çıkan olurdu. Savaşta uğuru
denenmişti.Beyoğulları (şehzadeler) Abdülâziz'siz kavgaya
girmezlerdi.Yiğitliği yazılmakla tükenmezdi : "Önüne düşerler idi
Gaaziler - Konsa dolardı oyalar, yazılar - Her gazâda bile olsa idi
ol-Cümleye nusratla hak açardı yol" yüzyılı aşan tecrübesiyle hep
ileriyi görürdü. Her dediğinin çıktığı denenmişti: "Bir sözü
söylerdi ol günde ayân - Ertesi vaaki olurdu ol heman" (Me,6)
Altay, oymak öğütlerinden beri, Osmanlı yiğitlik
geleneğinde: Üçler, Yediler, Kırklar vardır. Abdülâziz tayfası
YEDİLERdendi: "Yedi kimse idi bunlar, ey civan –Heft encümveş yere
taban olan.". (Me, 7) Yeryüzüne ışık saçan bu yedi yıldızın başı
Abdülazizden sonra, iki kardeşi gelir; biri Abdulmumin. Yürekli
çeridir; Abdülâzizin bilgin oğlu (Şeyhin babası) İsrail
(19)dir.
Genç İsrail hem Şeriat hem Cenk yiğitiydi : "Buyruğunu tutardı
Allahın tamam - Hükm'ü Şer'a olmuş idi kalbi râm Dirler içli ana
İsrail'i vakt - Cenge oldugu içün Azrail'i vakt" (Me, 8).
Şeyhgilden tarih denizinin yüzeyine çıkan beşinci baş
:Abdülâziz'in kızkardeşi oğlu Tülbentli İlyas'tır. O sıra, her çeri
"börk" denilen keçekülâhı giyerken o ak sarığı ile tanınırdı:"Kimse
tülbent giymez idi ol zaman - Doğru börkler giyer idi her civan - Ak
amâme sarıyor ol gördüler Lâkabın Dülbendli İlyas verdiler."
En sonra gelmekle birlikte, adlarını güçleriyle Osmanlı
tarihine sokmuş olan Şeyhgilin iki Türk şövalyesi: Hacı İlbeyi ile
Gaazi Ece'dir. Bunlar Abdülâziz'in kızkardeşi kızının
oğullarıdırlar. Babaları, hiç de Selçuk hanedanından gelmiyordu
Menâkıb'da yalan yok : "Lik, nesli Âl'i Selçûki değil Gürgen tohumu
dürerlerdi; öyle bil" (Me, 8). Bu gürgen tohumu çocukların atları
vardı (20).
Kılıçları hakkına "Nâmdâr ve küfre lâyık kimselerdi." Tarihte değme
Osman oğullarıyla atbaşı birlik ün bırakacaklardı.
II- Rumeliye Geçiş
Osmanlının Rumeliye geçişi, doğrudan doğruya Şeyhgil
"Yediler" inin eseridir. Bir gün "Beşe Süleyman ile bu yedi acar"
deniz kıyısında buluştular. Nasıl etsek te : "Rumeli İslâm ile
bayındır olsa diye düşündüler. O gece "Şeyh Süleyman" bir rüyâ
gördü: Bütün erler toplaşmışken, görünmez eller :
"Diktiler önüne bir kâfur mum
"Şûlesinde görünür aksây'i Rum
"Noş minâreler yapılmış ol zaman
"Okunur savt'ı bülend ile ezan." (Me, 9).
Görüyoruz, Rumelinin fethi Osmanoğullarının rüyalarına
Şeyhgil Yedilerinin baskısıyla girmiştir. O altbilinç karanlığında
enerji kazanan ülküyü, bomba gibi Osmanlı bilincine çıkaranlar da
gene Yedilerin başı olur. "Beğe"liği, sonradan "Paşa"lığa çevrilen
Orhan Gaazi oğlu Süleyman "Kâfur mumu ışığıyla tüm Rum ilinde "Hoş
minarelerden avaz avaz ezanlar okunur görüşünü yoldaşı Gaaziye
anlatır anlatmaz o : "Dedi bir fethe işarettir, tamam! - Himmet
idinüz geçelüm cümlemiz – Din uğruna yeğdür anda ölmemüz Yediler'in
dinamizmi zincirinden boşandı. Abdülâziz'in yorumu üzerine : Beşe
Süleyman, Gaazi Ece, Gaazi İsrail, Gaazi Abdülmümin, Hacı İlbeği ve
arkadaşları, gemi ile karşıya geçtiler. Beşe Süleyman : "Az zamanda
çok etti fütûh - Sonra attan düşüp teslim etti ruh." (Me, 9)
Süleyman'ı "Bolayırda kodular". Türbesini yapıp, ertesi gün sağ
kalanlarla gazâya çıktılar. Her davranış öylesine basitti. İş
yapıldığı için, kişi tapıncı ile adam aldatmaya kimse kalkmıyordu.
Osmanlının Rumeliye geçişinde Şeyhgil'in oynadığı önemli
rolü, resmî tarih de gizleyemez. Cihannümâ
(21) daha çok ayrıntılar
verir: Süleyman Beşe ilkin Ece Bey ve Gaazi Fazıl'la sözleşir.Bu
adamlar Virancahisar denilen yerde Güğercinliğin aşağısından
Çinihisar yanlarına geçerler. Orada canlı bir esir yakalarlar.
Öldürmek şöyle dursun, esire "Hil'at" giydirirler. Gönlünü alarak,
Hisar'a girilecek yeri öğrenirler. Onun üzerine, 80 kişi toplanıp,
sallarla karşıya atlarlar. Hisar'ı ele geçirirler. Burada adıgeçen
Fâzıl bey Şeyhin amcası, Gaazi Ece halasının torunudur.
(Kâtip Çelebi : Cihannümâ, Elyazması, No. 170, s. 682.
Köprülü Meh. Pş. Kütüphane.)
ŞEYH BEDREDDİN
Simavnalı Şeyh Bedrettin, 1420 tarihinde doğmuştur. Gerek
Türkiye Devrim tarihinin, gerekse bütün insanlığın Sosyal Devrim
tarihinin en ilgi çekici, en büyük kahramanlarından biridir.
Bu büyük devrimcinin hayatı ve yaşadığı devrin olaylarına
kısaca bir göz atacak olursak şunları görürüz.
Şeyh Bedrettin'in zamanına kadar medeniyetler dıştan gelen
barbar akınlarıyla -tarihsel devrimle- yıkılırlardı. Aksak Timur'un
Yıldırım Beyazıt üzerine yaptığı akın tarihsel devrimlerin en
sonuncusuydu. Şuursuz medeniyet yıkılışları karşısında ilk sosyal
devrimi yapmaya çalışan, Modern çağın müjdecisi Bedrettin, düşünce
ile davranışlarını birleştiren büyük bir kişidir. Düşüncelerini
"Varidat" ve "Teshil" isimli kitaplarında söylemiştir.
Şeyh Bedrettin gençliğinde uzun seneler Mısır'da; fıkıh,
kelâm... gibi zamanının ilimlerini tahsil etmiştir. O devirde halkın
durumu yürekler acısıydı. Osmanlı Devleti, Padişah tarafından
yönetilir; padişahın soyca yakınları olanlar; sultan, han, hünkâr ve
hünkâr beyleri vb. adlarla ülkenin verimli topraklarını aralarında
paylaşıp, topraksız köylüleri köle gibi çalıştırırlardı. Bu köylüler
savaşlarda da asker olurlardı.
Buna karşılık Şeyh Bedrettin ve müritleri; halkın arasına
karışıyor, toprakların onu işleyen, ona alın terini karıştıranların
olduğunu, insanların kardeşliğıni öğütlüyorlardı. Şeyh Bedrettin bir
ortaçağ köylü sosyalizmini ortaya koymuştu. Bu konudaki
görüşleriyle, kendinden iki asır sonra gelecek olan ütopik (hayalî)
sosyalizmin kurucusu Thomes Moore'dan daha ileri görüşlü ve
gerçekçiydi.
Yıldırım Beyazıt oğulları arasındaki taht kavgaları
sonunda; Sultan Mehmet diğer kardeşlerini yenerek tahta çıkmıştı.
İleri görüşlü birkimse olan kardeşi Musa Çelebi ise Şeyh
Bedrettin'den yanaydı. Sultan Mehmet; Musa Çelebiyi de yenerek Şeyh
Bedrettin’i İznik kasabasına sürgün gönderdi.
Şeyh burada boş durmayıp; en sadık adamlarından Börklüce
Mustafa ve Torlak Kemal'i halkı teşkilâtlandırmaları için Aydın ve
Manisa dolaylarına yolladı... Aydın’a, oradan Karaburun dolaylarına
giden Börklüce Mustafa, köylülerle ilişki kurdu ve görüşlerini kabul
ettirdi. Bölgedeki Hiristiyan halkla da dostluk kurdu. Ve bir kısım
topraklardan ağa-bey takımını atarak, toprağı hep beraber işlemeye,
sosyal adaleti uygulamaya, kardeşçe yaşamaya başladılar. Durumdan
endişelenen Sultan Mehmet, Saruhan (şimdiki Manisa) valisini
üzerlerine gönderdi.Teşkilâtlanmış köylüler Valinin kuvvetlerini
Karaburun’un dar geçitlerinde tepelediler.
Bu sırada Şeyh Bedrettin İznik’ten kaçarak Bulgaristan’ın
Deliorman bölgesine gitmişti. Börklüce Mustafa'nın çok güçlü
olduğunu öğrenen Sultan Mehmet bu sefer de Sultan Murad'ı büyük bir
kuvvetle üzerlerine gönderdi. Zaten bunu bekleyen Börklüce
kuvvetleri "düşman ordusuna on bin balta gibi daldı."
Kahramanca çarpıştılar. 8 bini öldü. Diğerleri esir
edildiler.Bu olayı, devrimci şairimiz Nâzım Hikmet; "Şeyh Bedrettin
Destanı" kitabında şöyle destanlaştırır:
"Hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber
hep beraber sürebilmek toprağı
ballı incirleri yiyebilmek hep beraber
yarin yanağından gayri her şeyde
her yerde
hep beraber
diyebilmek için
on binler verdi sekiz binini..."
Yenilen bu devrimcileri, Ayasluğ şehrine götürüp
boyunlarını vurdurdular. Börklüce Mustafa'yı da kollarından bir
deveye bağlayarak çarmıha gerdiler. Bir çok şehirlerde gezdirerek
teşhir ettiler. Manisa dolaylarındaki Torlak Kemal’de aynı akıbete
uğratıldı.
Bu sırada Deliormanda Bedrettin’in etrafında bir çok halk
toplanmıştı. Teşkilâtlanmak üzereydiler. Bunun duyan Sultan Mehmet
adamlarından bazılarını Bedrettin'in yanına göndererek, onun
müritliğine geçmelerini söyledi. Aslında bunlar birer ajandı. Ve
fırsatını kollayarak Bedrettin'i çadırında bastırıp bağladılar.
Serez şehrindeki Sultan Mehmet'in yanına götürdüler. Öldürülmesine
fetva çıkartıp Serez çarşısında bir ağaca astılar.
İşçi kardeş
Şeyh Bedrettin’in eyleminden çıkaracağımız şudur:
Bizi sömüren emperyalist ve kapitalistler, kendilerine
karşı birleştiğimizi, teşkilâtlandığımızı görünce çeşitli oyunlar
oynamaya çalışırlar. Kendi adamlarını aramıza bizdenmiş gibi
göstererek sokarlar ve çalışmalarımızı sabote etmeğe uğraşırlar.
Böyle kötü maksatla aramıza girmiş kimseleri hareket içinde devamlı
kontrolla meydana çıkarmalıyız
______________________________________
(1) Molla Hafız Halil
(Şeyhin torunu) : "Menakıb'ı Şeyh Bedreddin İbn'i Kadi İsrail",
yazılışı Fatih çağına çıkan manzum elyazması.1935 yılına
gelinceyedek hiç bir yerde adını işitmediğimiz bu çok zengin eser
başlıca kaynağımız olduğu için, oradan aldığımız pasajları yalnız
parantez içinde rakam yazarak işaretleyeceğiz : Örneğin (Me, 7) :
Menâkıbın yedinci sayfası demektir. Değerli düşünürümüz Bay Bezmi
Nusret Kaygusuz.
(2) M. Şerafettin
(Darülfünun İlâhiyat Fakültesi Tarih'i Kelâm Müderrisi) "Simavna
Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin", s. 4. 5. Evkaf Matbaası. 1341-1925.
İstanbul. Yazar "Menâkıb"ı bilmediği için, Şeyh üzerine pek
seyrek olarak ileriye sürdüğü kanılarında yanılır. Gene de Şeyhi ilk
defa karanlıktan kurtardığı için emeğine teşekkür borçluyuz. Eseri
için (M.Ş.) rumuzunu kullanacağız.
(11) Osman Gaazi'nin büyük
oğlu Alâeddin, Orhan Gaazi'nin büyük oğlu Süleyman Paşalar, vezir
idiler. Türkçede Paşa sözcüğü, Padişahınoğlu anlamına gelir. (Hamma
c. I, Abdürrahman Şeref: "Tarih'i Osmâni", c. I, s.103)
(12) Selçuk
Alâeddin'lerinden birisi 10 uncu Selçuk Şahı "Gıyasüddıin
Keyhusrevin oğlu Alâeddin Keykubat 1:1220 ilâ 1237 (D.
617-536) dir; ötekisi : "Alâeddin Keykubad oğlu Gıyasüddin Keyhusrev
oğlu İzzeddin Keykâvus"un oğlu Alâeddin Keykubad II dir. Bu
1393 ilâ 1401 (D. 697-700) yıllarında saltanat süren 15 inci Selçuk
hükümdarıdır. Anlatılan olaylara yakın olanı, birinci Alâeddin'dir.
(13) 1193 ilâ 1202 (D.
589-599) yılları Selçuk Şahlığı yapan "Rükneddin, gizlice, dinsiz
İsmailiye Partisi’nin taraftarı idi. Bir gün bir filozof (Hakim),
ile bir derviş, hükümdarın sarayında ve huzurunda çekişiyorlardı.
Derviş Hakimin kıyaslarına yenilince ona bir tokat atma kertesinedek
içerledi. "Rükneddin ise bu çekişmeye hiç karışmadı. Derviş geri
dönünce, Hakim, kendi huzurunda böyle kötü işlemlere uğradığından
dolayı Rükneddine gocundu." Hükümdar, ona şu karşılığı verdi; "Eğer
ben filozofların doktrinini açıktan açığa savunacak olursam, halk
hepimizi yokeder." Aynı Hükümdar bir yaşlı kadının yoğurdunu çaldığı
için, Nedimi güzel Ayaz'ın karnını deştirmiştir." (Hammer : Osmanlı
Devleti Tarihi" Tercüme'den Mehmet Atâ c. I. s. 71. Bedrosyan
matbaası, İstanbul,1329).
(14) Örnek;1202 de Şah
Rükneddin öldü. Yerine geçen oğlu İzzeddin Kılıçaslan Hammerce 5 ay
Saltanât süremedi. Konstantiniyye (Bizans)tan gelme Gıyasüddin
Keyhusrev tarafından yenildi (1203 G. 600) O da 7 yıl sonra Savaşta
öldürüldü (1211 G. 607) ve ilh.
(15) Abbasî halifelerinden
Mu'tasam adını alan 2 kişi vardır. Biri Zekeriyâ bin
İbrahim; Cengiz 'den 200 yıl sonra Mısır'da görülmüştür.
Ötekisi, Bağdat'ta hüküm süren : Mu'tesim-billâh: Rum
Selçuklularından 2 ve Cengiz olayından 4 yüz yıl önce yaşamıştır.
Nâsır' ı Tûsi : Kadim Fars folklorunu 30 yıl uğraşıp 60 binden
aşırı beyitle derleyerek "Şehname" anıt eserini yazan, büyük acem
Homerosu sayılacak Firdevsi'dir. Firdevsi'nin Bağdat'la
ilişiği yoktur. Kendisi de Hûlagû'dan 2 yüzyıl önce yaşamıştır.
İbn'î Hacib'e gelince :Babası, Emir İzzeddin Salâhi'nin
"Hâcip"liğini (kapıcılığını) yapan bir kürttü. Kendisi, mâliki
fakiyhlerindendi. Mısır'ın Kons eyâleti, Esnâ kasabasında 1175 (d.
570) yılı doğmuş,1248 (D. 646) yılı İskenderiye'de ölmüştür. Menâkıb
İbn'î Hacib'in Hülâgû oğlu elinde öldürüldüğünü yazıyor. Belki o
sıra Bağdattaydı. Öldü sanılıp kaçmıştır.
(16) İbrahim Hakkı :
"Tarih'i Umumi", c.11, s. 8 - 9 - Karabet matbaası, İstanbul 1305.
(17) Hammer : c. I. s. 76,
l.14, c.lll, s. 83
(18) Hammer : Keza
(19) Şeyhin babasının İsrail
adı, Selçuklularla ilişiğini gösterir. Osmanlı Türklerinde İsrail
yoktur. Adlarını torunlarına vermek eski barbar geleneğidir. İlk
Selçuk'un kardeşi İsrail idi. Hammer cl. s. 65, 70)
(20) Menâkıb yazarı, Şeyhi
Selçuk hânedanına bağlamakla öğünmeye düşseydi. Yediler arasına
gürgen tohumu derlemekle geçinenleri katmazdı, hiç değilse o noktada
susardı. Menâkıb'ı olağanüstü gerçek belgeliği kuşku götürmez. "Bu
menâkıb içre ne kim söyledim - Şeyhten işitileri nakleyledim -
Niceler Şeyhe menâkıb yazdılar- Yazdılar amma, havada gezdiler,
derken Halil kuru "İddia" yapmaz.
Sosyalist
Gazetesi Sayı: 1-2-3-4-5-6-7
20 Ocak
1966 - 22 Aralık 1970
|