|
KIRMIZI
PAZARTESİ
Memduh Salih
Stockholm
Arlanda
Havaalanı’na ilk adım attığında muhtemelen doğduğu yerin dışında
ikinci bir yerleşim merkezi görmeden İskandinavya’nın soğuğuna
actı gözlerini. 12 Eylül’ün karanlığından Isvec’in
demokrasisiyle kurtulacak, yeni bir hayatı burada kuracaktı
ailesi. İnsanlık tarihinin gördüğü en vahşi askeri yönetimlerinden
birinden kurtulmuş, dünya insanlığına demokrasi ışığı
olmaya çoktan hak kazanmış İsveç’e ulaşmışlardı. İsveç
demokrasisi ile uğrunda yerlerinden yurtlarından oldukları özgürlüğe
kavuşacaklardı. O henüz yedi yaşındaydı.
Böyle
olmadı. Vatandaşlık hakkını vermek konusunda ”cömert”
davranan İsveç, demokrasinin paylaşımı konusunda aynı oranda cömert
olmaya hazır değildi. Fadime’nin baba kurşunuyla ölümünün
ardından konuşan Entegrasyon Bakan Vekili Mona Sahlin bunu,
”Entegrasyon politikamız başarısız.” diyerek açıkladı.
Fadime’nin ölümünün hemen ardından gelen Sahlin’in itirafi
Fadime’nin gencecik yaşamını kurtarmak için çok ama çok geç
kalmıştı. Sahlin bir ölümü anmak için çok erken davranmış,
bir yaşamı kurtarmak içinse artık çok geç kalmıştı.
Fadime
26 yaşında, akademik eğitiminin bir parçası olan Kenya
gezisinin arifesinde uğradığı kız kardeşinin evinde olduğunun
birilerince babasına ihbar edilmesi üzerine babası tarafından
annesi ve kardeşlerinin gözleri önünde öldürüldü. Fadime ölümü
karşılarken yalnızdı. Oysa tetiği çeken babanın yanında
Fadime’yi ihbar edenlerle, Fadime’yi koruyamayan İsveç sistemi
vardı.
Önce
birinci grubu ele alalım: Fadime’yi, 98’den beri cinayet
fikrine yatırıp adeta bu düşünceyle yeniden terbiye edilmiş
babaya ihbar eden gerici göçmen kültürü. Kendi yaşam mecrasından
kopmuş, tarihinin olmadığı bir coğrafyada yeni yaratacağı
tarihi yeni geldiği ülkenin kültürüne karşı olma temelinde
oluşturan gerici, bağnaz, at gözlüklü, sığ Ortadoğulu göçmen
kültürü. İnsan ilişkilerini kişisel karanlık dünyalarında,
dar ahlak kalıpları içinde, sadece erkekten yana yontan, bunu da
geleneksel kültür adı altında bir dokunulmazlık zırhına bürüyen
göçmen psikolojisi bu kıyımın ”meşru” zeminini oluşturdu.
Çözülememiş yarı feodal yaşam biçiminin kaba erkek uygulayıcılarının
İsveç demokrasisi karşısında kaybettiği iktidarını gerektiğinde
zora başvurarak, savunmasız kız çocukları üzerinde kurma çabası
bu.
Uppsala
sokaklarında kim bilir kaç çift gözden kaçacak yer aradı o
baba, tetiği çektiği ana kadar. Kızıyla ilgili kaç lafı
duymamak, kac fiskosu görmemek icin kulaklarını kör, gözlerini
sağır etti. O babanın da içinde bulunduğu göçmen kitlesinden
kaç kişi babanın kapısını çalıp, yaşananların hayattan
kopuk şeyler olmadığına, Fadime’nin kendi yaşamını tek başına
da sürdürebilecek, kişilikli bir genc olduğunu anlatmaya çalıstı.
Kaç kişi babayla kızın arasında birbirlerinden bağımsız ama
saygı temelinde sürdürebilecekleri bir ilişkinin oluşması için
çaba sarf etti. Aile içi şiddetten kaçan kadınlara yardımcı
olan kurumların, kızı ile yolları ayrılan babalara yardımcı
olacak, onları içinden geldikleri toplumun gerici baskısından
koruyacak bir mekanizması yok muydu? Evet bu kadınlara sahip çıkılması
kamusal bir hizmetti, ama kızıyla yolları ayrıldığı için
toplum baskısından çekinen babaların hiç mi yardıma ihtiyacı
yoktu? Onlara taa başından mahkum gömleğini giydirmek de kamusal
bir görev miydi?
Bunlar
kızına kıyan bir babayı aklamak için kaleme alınmış kelamlar
değil. Bir cinayetin hepimizde yarattığı derin acının karanlığına
gizlenmek isteyenlere ortaya çıkın deme yazısı. Bir çoğu, İsveçli,
Finli, Norveçli, Yugoslav veya bir başka milletten bir ya da bir
kaç kadınla evlilik dışı ilişkisi olmuş ama namusu 26 yaşındaki
Fadime’nin kanına göz dikerek arayan erkek egemen kültüre,
ortaya çık deme yazısı. Bu yazı çuvaldızını kanırtarak,
kanımızı akıtırcasına kendimize batırma yazısı. Çuvaldızla
kanımızı akıtıp canımızı yakalım ki bir başka Fadime’nin
ölümüyle namusumuzu, ahlakımızı kurtarmaya calışmayalım yazısı
bu yazı.
İsvec
Entegrasyon Bakan Yardımcısı Mona Sahlin, Fadime’nin ölümüne
giden yolun taşlarını döşeyen İsveç entegrasyon politikalarının
yanlış olduğunu itiraf ettiğinde gözlerinde yaş vardı. Ama o
yaşlar 26 yaşındaki Fadime’nin alnından akan kanı önlemeye
yetişemedi. Hem Sahlin hem de tüm kamuoyu 1998’den beri
biliyorlardı Fadime’nin yaşadıklarını. İsveç’in göçmenlerin
yaşadığı irili ufaklı hemen tüm şehirlerinde ulusal ve yerel
politikacılar tarafından oluşumlarına göz yumulan, hatta teşvik
edilen göçmen banliyölerinde hemen her gün yinelenen bu tür ölüm
ayinlerini engellemede etkili olamadı entegrasyon politikaları.
Binlerce adadan oluşan İsveç’te Stockholm’de, Rinkeby, Tensta,
Alby, Skärholmen; Göteborg’de, Biskopsgården, Hjällbo,
Kakordala; Malmö’de Rosengård; Uppsalada, Gottsynda, Gränby…
dilsiz kalabalıkların sürgün adaları oldu.
Hapsedildiği
banliyöde İsveç demokrasisinin ne kadarından yararlanıyor yetişkin
bir göçmen. Büyük bir çoğunluğu dil bilmeyen, işsizliğe
dolayısıyla fakirliğe mahkum edilmiş yetişkin göçmenlerin İsveç’te
ifade özgürlüğü var mı? Bırakın yazı yazmayı, hakkını,
hukukunu savunabilecegi bir dili dahi olmayan yetişkinlerin içinde
olup ta çok uzağınden izlemeye mahkum edildikleri İsveçli yaşamıyla
hesaplaşmalarının payı ne kadardır bu olup bitenlerde?
İsveç’te
kaç ikinci kimlikli yetişkin erkek kendi ülkesinden getirdiği
genç kıza İsveç’in kendisine reva gördüğü göçmen yaşamını
dayatıp kendi göçmeni yapıyor o iki, üç odalı sosyal
konutlarda bilen, araştıran var mı? Yaşanan her trajedinin farkına
bir felaketle varmayı bekleyen İsveç hükümetleri korkarım bir
süre sonra peş peşe gelen olayların önünü almakta da çok
zorlanacaklar.
Evet
12 Eylül’ün karanlığından İsveç’in demokrasisiyle
kurtulacak, yeni bir hayatı burada kuracaktı Fadime ve ailesi.
Onlar için çıkartılmamıstı elbet koruması altına girdikleri
1951 Cenevre Konvansiyonu. ABD’nin öncülüğünde BM’nin
evsahipliğinde oluşturulan Konvansiyon’la Batılı ”çağdaş”
ülkeler ”demirperde”de düşünce ve ifade özgürlüğünü
kullanamayan, düşünsel ve siyasal faaliyetlerinden ötürü yaşamı
tehdit altında olan sosyalizm muhaliflerine özel bir statü tanımayı
vaad ediyorlardı. ”Demir perdeye” karşı diplomatik bir başarı
olarak kullanmak için oluşturmuslardı Konvansiyon’u. Çok
geçmeden hesap tersine döndü, zira Cenevre Konvansiyonu’ndan
yararlanarak ”çagdaş” Batı’dan siyasi sığınma talebinde
bulunanların başını yine çağdaş batının müttefiki ülkelerin
muhalifleri çekmeye başladı.
Konvansiyon’un
taraf ülkelerinden sadece Turkiye’den 70 ve 80’lerde onbinlerce
siyasi sığınmacı Avrupa ülkelerinin kapılarına dayandı.
1980’i izleyen yıllarda sayıları onbinleri bulan siyasi sığınmacılari,
80’lerin ikinci yarısında siyasi sığınmacıymış gibi
davranarak iltica talep eden yüzbinler izledi.
Soğuk
savaşın diplomasi oyunu bozulmus, Batı yakın müttefiki militer
demokrasilerden kaçan yığınlarla karşı karşıya kalmıştı.
Konvansiyon’u oluşturmuş ancak bunun sonucunda oluşacak göçe
karşı sosyal, kültürel entegrasyon politikası için ciddi hiç
bir adım atılmamıştı. Sonunda itiraf Mona Sahlin’den geldi,
İsveç’in entegrasyon politikasi iflas etti.
Onbinlerce
insanın canlarını tehlikeye atarak Avrupa’nın ördüğü
duvarları zorlamaları artık bilinen bir durum. Bu onbinleri Türkiye
ve dünyanın diğer demokrasiden yoksun ve fakir ülkelerinde yaşamaktan
illallah diyen onbinler izleyecekler. Ancak gözden kaçırılmaması
gereken şey sanırız ki Türkiyeyi demokratikleşme konusunda
zorlayarak geliştirmeye çalışan Avrupa’nın değil birinci kuşak,
ikinci hatta üçüncü kuşak göçmen ve mültecilerine
demokratik, eşitlikçi bir yaşam kuramamiş olması. Asıl
korkutucu olan, bügün babası tarafından öldürülmüş olan
Fadime’nin eğer öldaralmemiş olsaydı, yarın büyük ihtimalle
bu topraklarda doğmus ve bu ülkede eğitim almış 17 yaşındaki
erkek kardeşi tarafından öldürülecek olmasıdır.
Usta
romancı Marquez’in o ünlü Kırmızı Pazartesi Romanı’ndaki
gibi herkesin gözleri önünde, herkesin bilgisi dahilinde bir
cineyet işlendi. Kimse bu faciayi önlemek için bir şey yapmadı.
Herkesin bildiği, herkesin beklediği gercekleşti. 21 Ocak 2002
Pazartesi günü Fadime öldürüldü… Fadime yasayıp sosyolog
olabilseydi belki toplumunun sorunlarının çözümüne büyük
katkılar sunacaktı. Şimdi Fadime İsveç Kilisesi tarafından şehit
ilan edildi. Oysa herkes biliyordu, bekliyordu… İsveç
entegrasyon politikasi iflas etmişti…
Fadime
öldü…
Ana
Sayfa | Güncel
| Serbest
Kürsü | Ne
nedir | Kim
Kimdir | Dayanışma
| Araştırma
İnceleme | Edebiyat
| Linkler
| Tartışma
|