 |
Anadolu'yum
Ben, Tanıyor musun ?
Yazan:
Gökyüzü
21 Şubat 2001 02:50:42: |
Ahmed Arif'ten, Rıfat Ilgaz'a :
13.11.1988/Yeşilköy
Sevgili Rıfat ağabey,
Halkımın, yurdumun büyük acısı, büyük hüznü, sonsuz
sevinci ve yıkılması imkansız onurusun.
Büyük sair, büyük inanç adamı, büyük namus anıtı ve büyük
ozansın.
Sana "ağabey" diyebildiğim için mutluluk duyuyorum.
Sunun şurasında bir ömrü, halkımızın ve insanlığın mutluluğu
için bile bile, kahrolarak verdik gitti...
Alnımız ak, yüreğimiz pırıl pırıl...
Merhaba sevgili ağabey, Ahmed ARIF
Türkçenin en iyi sairlerini sayarken çok değişik isimler söylenebilir;
ama sanırım pek çok insan su ismi tereddütsüz söyler : Ahmed
Arif
Gerçekten Ahmed Arif az yazdı, ama öz yazdı.
Tek bir şiir kitabi çıkardı : Hasretinden Prangalar Eskittim
Diyarbakırlı bir sair A. Arif; şiirlerinde bu Diyarbakır sevgisini görüyoruz.
1951 TKP tutuklamaları esnasında Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi
Felsefe Bolumu öğrencisi.
Bu hapislik onu öğrenciliğinde yakalıyor.
Soğuk Savaş döneminin cadı rüzgarları genç Ahmed' i Sansaryan
Han denen işkence merkezinin 9 nolu hücresine savuruyor.
"Aksam erken iner mahpushaneye" dedi.
Yoğun işkence görüyor.
İtirafçı ve polis işbirlikçisi Ajlan Sayilgan' a bakarsak, çıldırmanın
eşiğine geliyor.
Bu donemin izlerini hayatinin her döneminde taşıyor ve kendisini
ele veren Enver Gökçe' yi hiç affetmiyor.
Ahmed Arif' i tanıyanların ortak görüsü, namuslu bir insan olduğu.
Sinirinde de dediği gibi namus isçisi yani sair.
Coğrafyasını yazıyor.
Annesi Sare Hanim Kürt, çok genç ölüyor. A. Arif' i çok sevdiği
babası büyütüyor. Babası bir Türk astsubay.
Orhan Ağabey dediği Orhan Veli' yi seviyor, ama şiirini Fransız
bohem tarzının bir kopyesi sayıyor ve bu tarz şiiri kabul
etmiyor.
O çok sevdiği Anadolu' yu yazıyor.
Söylemi "delikanlı" ; kah hüzünlü, kah meydan okuyan.
Ama, hep dan dan söylüyor.
Bazen eşkıyayı, bazen marabayı, bazen devrimciyi anlatıyor.
Hep güzel anlatıyor. Şiirlerini çok da güzel okur.
Kaynak : El Kitabi -1 Yalcın Küçük, Kasım 1997
Ahmed Arif İçin Kaynaklar :
Refik Durbaş, Ahmed Arif Anlatıyor, 1990
Ahmed Arif, Cemal Sureya'ya Mektuplar, 1992
******************
1927’de, Diyarbakır’da doğdu. Yaşamının 1950-1960 yılları
arası, tutuklamalarla ve hapislikle geçti. Felsefe öğrenimini
yarıda bıraktı. Yayınladığı tek kitap, satış rekorları kırdı
: "Hasretinden Prangalar Eskittim" (1968). 2 Haziran
1991’de, Ankara’da öldü.
* * *
Bir kitabı vardı ama, ömrünün elli yılını adamıştı şiire.
Hem şiire adamıştı, hem halkına. "Ben halkımın mazlum ve
gariban bir ozanıyım. Böyle olmak da yüce bir onurdur,"
diyordu. Yoksa başka türlü nasıl açıklanabilir bunca yaygınlık,
bunca etkinlik kazanması? O tek kitap ki, dünyada başka bir
benzeri var mıdır, bunca baskıya karşın her yıl en az dört
baskı yapsın, 25 yıla yakın bir sürede her yaştan, her kuşaktan
okurun beğenisini kazanıp okunsun.
Yalnız Türk edebiyatında değil, dünya edebiyatı içinde de
benzersiz bir olay değil mi onun şiiri?
Refik Durbaş, Yasemin ve Martı, İst., 1997 (Cumhuriyet, 3 Haziran
1991).
* * *
Cumhuriyet'te Ahmed Arif anlatıyor Refik Durbaş yazıyor: "Kalbim
Dinamit Kuyusu". Şimdilik daha çocukluk anıları. Kürtlüğüne
açık göndermeler. Tam ona göre bir laf: "Ben halkımın
mazlum ve gariban bir ozanıyım. Böyle olmak da yüce bir
onurdur." Yaşadığımız çağda ve Türkiye'nin somut
toplumsal / siyasal / kültürel koşullarında bir şairin garibanlığı
benimsemesine şaşmak gerekir bence.
Bir eski şiirini de yayınlıyor: eskiliği dolayısıyla hiçbir
yenilik de taşımıyor elbet. Tek değişiklik, günün söylem bağlamında
yapılan "gangster / emperyalizm". 1955'lerde emperyalizm
Türk solunun sözlüğüne, hele şiirde işleyecek ölçüde,
girmemişti.
Ahmed Arif'in şiir üzerine bir şeyler söyleyebileceğini sanmıyorum.
Merak ettiğim yeni şiirleri. Bugün biçim / biçem yönünden bir
yerlere gelip gelmediğini onlarda görebileceğiz.
Tuhaf: Birden anımsadım: Ahmed Arif'i elinde bir kitapla hiç görmedim.
(Okumayı sevdiğini sanmıyorum zaten.) Bu yüzden tam bir köylü
kurnazlığıyla "garibanlığı" benimsemesine de fazla
şaşmıyorum. Evet, şaşmamak gerekir. Yukarıdaki ifadem yanlış.
Ahmet Oktay, Gece Defteri (8 Nisan 1990 tarihli günlük), İst., 1998,
s. 85
* * *
Ahmed Arif'in şiirine, umudun, inceliğin, korkusuzluğun şiiri demişler.
Ekleyeceğim: Onun şiiri, onurun ve alçakgönüllülüğün,
derinliğin ve yalınlığın bile şiiridir. Bu özellikler
sonradan edinilme değil, doğulunun geleneksel özellikleridir. Akıl
ve yürek bir olmuştur. Hayat, en acı, en umutlu deneylerini sermiştir.
O yirmi şiir yazılmıştır.
Gülten Akın, Şiir Üzerine Notlar, İst., 1996, s. 56
* * *
Yeni bir kitabı yayınlanmadığı için, bugün tamamlanmış bir şiir
bile sayılabilir Ahmed Arif'in yapıtı. Gel gelelim, bunu belli
bir ihtiyat payıyla benimsemek gerekir. Çünkü şair her an yeni
bir ürün verebilir. Yine de, şu an bizim elimizde 19 şiir
bulunuyor. Ahmed Arif'in şiiri dediğimiz olgu, bu şiirlerle
kavranmak zorunda.
Ahmet Oktay, Karanfil ve Pranga, İst., 1990, s. 54
* * *
Ahmed Arif'in şiiri baştan sona somut gerçeklere dayanan bir şiir.
Ama, tek bir dize kekelemeden, tek bir kez biçim sıkıntısı,
dil, anlatım sıkıntısı çekmeden, benzetmelerin imgelerin en özgününü
bula kullana yazmış. Benzersiz bir ozan.
Gülten Akın, Şiir Üzerine Notlar, İst., 1996, s. 61
http://www.imece.org/siir/ahmedarifeab.html
************************
ANADOLU
Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Anan dünkü çocuk sayılır,
Anadolu'yum ben,
Tanıyor musun ?
Utanırım,
Utanırım fukaralıktan,
Ele, güne karsı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanim kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Sairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir basıma,
Bir basıma ve uzak.
Biliyor musun ?
Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne sah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz !
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun ?
Nasıl severim bir bilsen.
Koroglu'yu,
Karayilan'i,
Meçhul Asker'i...
Sonra Pir Sultan'i ve Bedrettin'i.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kursun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan is ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Gör, nasıl yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Her biri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?
Ana
Sayfa | Güncel
| Serbest
Kürsü | Ne
nedir | Kim
Kimdir | Dayanışma
| Araştırma
İnceleme | Edebiyat
| Linkler
| Politik Sohbet | Tartışma
|