| ADLİ TIP VE ADLİ BİLİMLER
ANALİZ RAPORU ÖZET ADLİ TIP’IN ÜLKEMİZDEKİ DURUMU Ülkemizde Adli Tıp Uzmanı sayısı asistanlar dahil 190 kişidir.Stresli, üzerinde hep baskılar olan, yasal olmasa da sosyal nedenlerle muayenehane açma imkanı olmayan bu uzmanlık dalını kimsekolay kolay seçmez. 224 sayılı yasaya göre Adli Tıp uzmanının olmadığı yerde Adli Tabiplik görevini Sağlık Ocağı hekimi üstlenir. Ülkemizde son birkaç yıla kadar doğru dürüst bir adli tıp eğitimiverilememekteydi. Halende birçok tıp fakültesinde adli tıp bölümü yoktur. Bu görevi yapan pratisyen hekimlerin ne yazık ki çoğunun adli tıp konusunda bilgisi yetersizdir. “Adli Tıp Uzmanları Derneği gerek Sağlık Bakanlığı gerekse Türk Tabipleri Birliği ile ülke çağında bu konuda meslek içi eğitimprogramları düzenlemektedir ancak her yere yetişememektedir.” Bu meslektaşlarımız adli olaya gitmeyi kabul etmemeleri durumunda yasal yaptırımlarla karşı karşıya kalmaktalar. Gittiklerinde ise trajik sonuçlara varan yanlış raporlar yazabilmekteler. Adli Tıp Uzmanlığı özendirilip, özlük hakları düzeltilmezse 190 sayısını bile bulamayacağımız gibi, yanlış raporlar sonucu bu tip olaylara da gebeyiz. Ülkemizde Adli Tıp Uzmanlığı, Adalet Bakanlığı’na bağlı Adli Tıp Kurumu ile Tıp Fakültelerinin Adli Tıp Anabilim Dallarınca verilmektedir. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İstanbul’dadır. Adli Tıp Kurumu’nun Adalet Bakanlığı’na bağlı olması eleştirilen bir durumdur. Bu durum ileride Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki davalarda ülkemiz aleyhine kullanılabilecek bir durumdur. Bu nedenle değişimi eleştirilerden önce bizim gerçekleştirmemiz gerekir. Bu kurumun özerkliğinin sağlanması hayati önem arzetmektedir. Bu gerçekleştirilemiyorsa en azından Başbakanlığa ya da Cumhurbaşkanlığı’na bağlanmalıdır. Ayrıca merkezi Ankara’ya alınmalıdır. Her nekadar kurumun yaptığı bazı analizler (DNA, balistik, pamak izi, imza analizi gibi) Polis ve Jandarma’nın Kriminal Labratuarlarında da yapılıyorsa da, özel durumlarda ve itiraz halinde yine aslolan Adli Tıp Kurumundan çıkacak raporlardır. Adli Tıp sadece otopsi olarak görülmemelidir. Balistik, imza, gen analizi, trafik gibi incelemeler 21. Yüzyılda çok daha fazla öneme sahip olacaktır. ADLİ TIP VE ADLİ BİLİMLER AYRINTILI ANALİZ RAPORU 1. Adli Tıp Uzmanı Kimdir? Adli Tıp Uzmanı Adli Tıp Kurumundan ya da Tıp Fakültelerinin Adli Tıp Anabilim Dallarından uzmanlık alan Tıp Doktorlarıdır. 2. Adli Tıp Uzmanının Çalışma Alanı Nelerdir? Adli Tıp, Tıp Bilimindeki genel prensip ve gelişmeleri adli olayların çözümü için kullanan bilim dalıdır. Çalışma alanı çok geniş olmakla birlikte ana çalışma konuları olarak; -Kimliklendirme -Ölüm ve ölümden sonraki değişikliklerin incelenmesi -Otopsi -Travmaya uğramış kişilerin değerlendirilmesi -Malüliyet olgularının değerlendirilmesi -Cinsel saldırı olgularının değerlendirilmesi -Yaş tayinleri -Farik-i mümeyyizlik değerlendirmeleri sayılabilir. 3. Adli Bilimler Nedir? Tıp, Fen ve Sosyal Bilimler alanındaki bilgilerin adaletin hizmetine sunulması ile ilgilenen dalların tümüdür. Bu alanda adli tıp uzmanından toksikoloğa, serologdan hukukçuya, polis akademisi mezunlarından mühendislere, bilgisayar programcılarından psikologlara kadar geniş bir yelpazede meslek grubundan çalışanlara ihtiyaç vardır. 4. Adli Bilimlerin Çalışma Alanları Nedir? Adli Bilimler Tıp, Fen ve Sosyal Bilimler alanındaki bilgilerin adalet hizmetinde kullanılabileceği tüm alanlarda çalışır. Başlıca çalışma alanı olarak sayılabilcekler ise; -Adli Patoloji -Adli Psikiyatri -Adli Toksikoloji -Adli Seroloji -Adli Travmatoloji -Adli Hemogenetik -Adli Otomotiv -Balistik -Adli belge incelenmesi (Sign investigation) -Adli Entomoloji ve adli mikrobiyoloji -Adli Meteoroloji -Adli Odontoloji -Adli arkeoloji ve adli antropolojidir. 5. Ülkemizde Adli Hekimlik Hizmetlerin Yürütülmesindeki Sorunlar Nelerdir? EĞİTİM: Mezuniyet Öncesi Eğitim: Bilindiği gibi Ülkemizde Adli Tıpla ilgili görevler mevcut yasalara göre Adli Tıp Uzmanlarına ve bunların bulunmadığı yerlerde pratisyen hekimlere verilmiştir. Ancak Tıp Fakültelerinin bir çoğunda Adli Tıp Anabilim Dalı bulunmaması, olanlarda da öğretim üyesi sayısındaki yetersizliği, eğitim programlarının standart olmayışı, farklı dönemlerde uygulanması eğitimde karşımıza çıkan sorunlardır. Farklı fakültelerden mezun olmuş farklı adli tıp nosyonu almış pratisyen hekimlerin adli tıp hizmetlerini yürütürken yaptıkları hatalarda sistemin kaçınılmaz sonucudur. Yani uzman olmayan kişilerin Adli Tıp hizmetlerini yürütmekle görevlendirilmesinin sakıncalı olduğunu düşünüyoruz. Adli Tıp Ana Bilim Dalları ve ATUD tarafından ortak yapılacak çalışmalarla mezuniyet öncesi Adli Tıp eğitimine yönelik tüm fakültelerce ortak yürütülebilecek bir ana program taslağının hazırlanması, Adli Tıp Ana Bilim Dallarının öğretim üyesi sayılarının arttırılarak desteklenmesi, eğitimin adli tıp uzmanı olan kişiler tarafından verilmesi sağlanmalıdır. Uzmanlık Eğitimi: Bu konuda da mezuniyet öncesi eğitimde olduğu gibi bir standart yoktur. Adli Tıp Ana Bilim Dalları dışında Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca da uzmanlık eğitimi verilmektedir. Çok zengin olan kurum materyalinin Ana Bilim Dalları tarafından eğitime yönelik kullanımı, Adli Tıp Kurumunun da eğitim faaliyetlerinde Adli Tıp Ana Bilim Dalı öğretim üyelerinden yararlanmasını konusunda işbirliği sağlanmalıdır. Üst Uzmanlık Eğitimi: Adli Tıp alanında uzmanlık sonrası üst uzmanlık eğitimi veren herhangi bir program yoktur. Adli Tıp Enstitülerince verilen doktora programları da özel üst dallara yönelik değildir. Ülkemizde adli bilimler alanında üst uzmanlık eğitimi gören ve bu konularda açılacak programlarla yeni yetişecek uzmanlara eğitim verecek eğitici kadrolara ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacın giderilmesine yönelik öncelikle belli konularda çalışmaları bulunanların yurtiçi ve dışında üst dal uzmanlığı veren kuruluşlara gönderilerek sertifika almalarının sağlanması ve daha sonra bu alanlarda ülkemizde eğitici olarak çalışmaları uygun olacaktır. Üst dallarda verilecek eğitimle sağlanacak uzmanlaşma ile bazı yetki karmaşalarının da önüne geçmek te mümkün olacaktır. Pratisyen Hekimlerin Mezuniyet Sonrası Eğitimi: Mezuniyet sonrası pratisyen hekimlere yönelik daha önce ATUD ve TTB tarafından proje olarak yürütülen eğitim çalışmalarının standart ve sürekli yapılır hale getirilmesi yararlı olacaktır, ancak bu programların yürütülmesi halen az sayıda olan öğretim üyelerine çok fazla yük getirmektedir. Her şehirdeki Adli Tıp Ana Bilim Dallarının şehirlerinde belli periyotlarla Tabip Odaları ve Sağlık Müdürlükleri ile ortaklaşa eğitim toplantıları yapmaları ve bu toplantılarda daha önce ATUD tarafından belirlenmiş konulara yönelik eğitim verilmesi sağlanmalıdır. Bir Uzmanlık alanı olan Adli Tıp’ ta yeterli uzman sayısına ulaşılan yerlerde bu hizmetler pratisyen hekimlerin üzerinden alınmalı, yeterli uzman sayısı olmayan yerlerde Sağlık Müdürlükleri ve Adli Makamlarla irtibat sağlanarak Adli Tıp Ana Bilim Dalı ve Kurum tarafından belli bir süre eğitim verilmiş pratisyen hekimlerin bu görevleri üstlenmesi şeklinde kısa süreli çözümlere gidilmesi mümkündür. Mezuniyet sonrası eğitimlerin mutlaka devamlılığı sağlanmalıdır. Adli Tıp Uzmanlarının Hizmet İçi Eğitimi: Adli Tıp Uzmanları Derneği (ATUD) tarafından diğer birimlerle ortaklaşa yapılan toplantı, sempozyum ve kongreler hizmet içi eğitimlere katkı sağlamaktadır. Bu etkinliklerin sayılarının da arttırılarak devamı sağlanmalı, uygulamada problem yaratan ve yenilik getiren konularda toplantılar sürdürülmelidir. Bu toplantılara Adli bilimler alanında çalışan kişilerin katılımı teşvik edilmelidir. Doktora ve Yüksek Lisans Programları: Yürütülen bu tür programların genel konulara yönelik olması yerine adli bilimler alanında spesifik uzmanlaşmaya yönelik olmalı ve uzmanlık sonrası yapılabilecek hale getirilmelidir. Adli bilimler alanında çalışabilecek diğer meslek sahipleri de özel konularda bu tür programlara alınabilir. Halen yürütülen bu tür programlar incelenmeli, genel konulara yönelik programlar revize edilmelidir. Hizmetin Standardizasyonu: Ülkemizde yürütülen adli tıp hizmetleri konusunda genel kabul görmüş uygulamalar dışında herhangi bir şekilde düzenlenmiş bir standart yoktur ve hizmetlerin çok farklı imkan ve eğitime sahip kişilerce (Uzman, Pratisyen, Veteriner vb.) yürütülmesine devam edilmesi halinde sağlanabilmesi pek mümkün görülmemektedir. Hizmetlerin Denetlenmesi: Yürütülen adli tıp hizmetlerinin gerek sayısal gerekse bilimsel açıdan denetlenmesini sağlayacak her hangi bir yapılanma yoktur. Verilen raporların adli makamlara iletilmesi ve değerlendirmeye alınması hatta itirazlar halinde; birbirinden tamamen farklı raporların bulunduğu göz önüne alındığında, bilimsel denetleme bu şartlarda mümkün olmadığı görülmektedir. Çelişkili raporların mevcut olduğu olgularda denetleme yapabilecek bir yapılanma sağlanmaya çalışılmalıdır. Kapasite Kullanımı: -Personel Kapasitesi: Yetişmiş eleman azlığı nedeniyle ülkemizde bu alanda çalışan her birey özveri ile kapasitesinin üzerinde çalışmaktadır. Özlük haklarında bir takım özendirme ve iyileştirme sağlanarak halen ülke ihtiyaçlarının çok altında olan personel kapasitesi arttırılabilir. -Teknik Kapasite: Adli Bilimlerde de diğer bilim dallarındaki gelişmelere paralel olarak ihtiyaç duyulan teknik malzeme her geçen gün artmakta ve maddi imkansızlık nedeniyle teminleri zorlaşmaktadır.Adli Tıp Hizmetleri ile ilgili olarak bölgelerde faaliyet gösterecek referans ve inceleme merkezleri kurulmalı ve üniversitelerle işbirliği sağlanmalıdır. 6- Adli Tıp Uzmanlarının Özlük Hakları ile İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri: Uzmanlık eğitimini bitirerek Adli Tıp Uzmanı olanların özellikle üniversitelerdeki Adli Tıp Anabilim dallarından ihtisas alanların ciddi bir iş bulma sorunları vardır. Akademik yapılanmaya sahip Ana Bilim Dallarının yetiştirdikleri tüm uzmanlara kadro verememesi serbest çalışma ve muayenehane açma gibi alternatifleri olmayan adli tıp uzmanlarına Adli Tıp Kurumu ve Adli Tıp Ana Bilim Dalı olmayan Tıp Fakültelerinde kadro arama seçeneklerini bırakmakta ancak herkesin bu şekilde istihdamı mümkün olamamaktadır. Bu durum Adli Tıp alanına olan talebi de azaltmaktadır. Adli olgular ile ilgili hizmetleri yürütmek üzere Sağlık Bakanlığınca Devlet Hastanelerine kadro açılması gibi alternatif iş imkanları yaratılması gereklidir. Özlük hakları olarak zor şartlarda çalışan uzmanların başta çalışma şartları, ücretlendirme, yasal korunma ve dokunulmazlık gibi konularda özlük haklarının iyileştirilmesi gerekmektedir. Adalet Bakanlığına bağlı olarak çalışan Adli Tıp Uzmanlarına Adalet mensuplarının yararlandıkları tazminatlar gibi eklemelerin yapılarak ücretlerinde iyileştirme yapılamasına çalışılmalı, bilirkişilik ücretlerinde iyileştirme ve takdir yerine her yerde aynı olacak şekilde uygulanacak ücretlendirme için çalışmalar yapılmalıdır. 7- Ulusal Bazda Adli Tıp Yapılanması Nasıl Olmalıdır? 14.4.1982 tarih ve 2659 sayılı kanun ile “Adalet işlerinde bilirkişilik yapmak üzere Adalet Bakanlığı’na bağlı bir Adli Tıp Kurumu kurulmuştur”. Adli Tıp uzmanı sayısındaki yetersizlik sebebiyle tüm illerde örgütlenmesini tamamlayamayan bu kuruma bağlı birimler tüm ülke ihtiyacını karşılamakta zorlanmakta ve kurum üzerine aşırı iş yükü binmektedir. Kurumun Adalet Bakanlığına bağlı olması da bir takım zorluklar getirmektedir. Kurumun TÜBİTAK benzeri özerk bir yapılanma, teknik ve personel desteği sağlanarak belli bölgelerde referans merkezleri haline getirilmesinin yanısıra Adli Tıp uzmanı barındıran Adli Tıp Ana Bilim Dallarının bulundukları illerde tüm adli hizmetler konusunda yetkili kılınması ve buradaki personelin rutin, vakalarında eğitim amaçlı kullanımına imkan sağlayacaktır. Adli Bilimler konusunda üniversitelerce belli konulara yönelik merkezlerin kurulması artırılmalıdır. Saygılarımla Doç.Dr. İ.Hamit Hancı Ege Ü. Tıp Fak. Adli Tıp A.D hamithanci@turkport.net hanci@alpha.med.ege.edu.tr hamithanci@yahho.com http://www.med.ege.edu.tr/~hanci (Tıp ve Sağlık Hukuku) |
| Türkiye'nin
Trafik Sorunu ve Demiryolları* *1997 yılı makalesi Doç.Dr.İ.Hamit HANCI* *Türkiye Trafik Güvenliği Vakfı Kurucusu ve eski Başkanı Trafik e-grup moderatörü (www.egroups.com/group/trafik) Bilmem ki nasıl anlatsam Nasıl, nasıl derdimi size Bir dert ki yürekler acısı Bir dert ki düşman başına Ekmek Parası desem değil Gönül Yarası desem değil Bir dert ki dayanılır şey değil Orhan Veli yaşasaydı herhalde bu şiirini Trafik sorununa atfederdi. Dr.Alfred Grotjhan “Bir toplum için en önemli hastalık en çok görülen, en çok öldüren, en çok sakat bırakan hastalıktır” diyor. Günümüzde travma 15-45 yaş arası ölüm nedenleri içinde birinci sırada yer almaktadır. Bunun da en büyük nedeni bir salgın hastalık olan trafik kazalarıdır. Ülkemizde her yıl trafik kazası sonucu yaklaşık 8-9 bin kişi ölmekte, binlerce insan sakat kalmaktadır. Her nekadar resmi istatistikler yıllık ölü sayısını 6 bin olarak belirtiyorsa da bu sayı sadece olay yerinde ölenleri kapsamaktadır. Hastaneye yaralı olarak kaldırılıp orada ölenleri içermemektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) kazadan 1 ay sonraya kadar olan ölümleri trafik kazası ölümü olarak kabul etmektedir. Sorun bu denli ciddi boyutlardadır. 1997 yılı dünyadaki ilk trafik kazasının 100. Yıldönümü idi. İlk kazadan bu yana dünyada tahminen 25 milyon insan trafik kazalarında hayatını kaybetmiş durumda. Dünya savaşları hariç hiçbir savaşta bu kadar insan ölmemiş. Acaba, "Trafik Kazası" terimin doğru kullanıyor muyuz? Kaza ; "her türlü tedbire rağmen önlenemeyen olay" olarak tanımlanabilir. Halbuki birçok trafik faciasının basit tedbirlerle önlenebileceğini görmekteyiz. O zaman "Trafik Kazası" yerine "Trafik Savaşları" tamlamasını kullanmamız daha yerinde olacaktır. Bu savaşa artık dur dememiz gerekiyor. Bir trafik kazasıyla herkes, her an karşılaşabilir. Böyle bir tehlikeyi önceden önleme yoluna gitmek toplum olarak hepimizin görevidir. Nasıl savaşacağız ? İki yolumuz var. Kısa vadede yoğun ve adil bir denetim, uzun vadede eğitim, eğitim, eğitim. Yapılan araştırmalarda trafik kazalarının en büyük etkeni aşırı hız , hatalı sollama ve alkollü araç kullanılması olarak belirlenmiştir. Trafik kazalarına sebep olarak yollarımızdaki kusurları da gösterebiliriz. Türkiyedeki kamyon sayısı 14 Avrupa ülkesinin toplamından fazladır. Yolların aşırı yüklü ağır tonajlı araçlar tarafından tahrip edilmesi, yollarda oluklar ve eğimler meydana gelmesi de trafik kazalarının oluşmasına yol açmaktadır. Yapılan çalışmalarda Türkiye'de pek çok yolun bu şekilde tahrip edildiği ortaya konulmuştur. En büyük hasar ise Turgutlu-Salihli karayolundadır. Burada her yıl onlarca insan ölmektedir. Bu yolların düzeltilmesi ve güvenlikli yol (çift gidiş gelişli duble yollar) haline getirilmesi gerekiyor. Tabi bu projeler kısa vadede geçici çözümler üretecek projelerdir. Ülkemizde yolcu taşımacılığının %94.5 i karayoluyla yapılmaktadır. Karayollarında daracık mekanlara o kadar çok araç sıkıştırılmıştır ki bunların kaza yapmaması olası değildir. Esas sağlıklı çözümün alternatif ulaşım modellerinde olduğunun bilincindeyiz. Hava yolları son yıllarda hızlı ve olumlu bir gelişme ile uçak sayısını ve hizmet kalitesini arttırdı. Ancak denizyolları ve demiryollarına gereken önem verilmedi. 1950 yılında yolcuların %42'si , yüklerin %78'i demiryoluyla taşınırken; 1996 yılında bu oranlar yolcularda %3.4'e yükte %15.7 ye düşmüştür. Bu oranları tekrar yükseltilmesi gerekmektedir. DEMİRYOLUMUZU İSTİYORUZ!! Trafik sorununa çözüm olarak gösterilen otobanlar yerine çok daha düşük maliyetli hızlı tren projelerinin gündeme gelmesi gerekmektedir. Neden otoban yerine demiryolumuzu istiyoruz.? 1. Otoban yapımında demiryoluna oranla iki kat daha fazla arazi kamulaştırılmaktadır. Bu hem maliyeti arttırmakta hem de verimli tarım arazilerinin kaybına yol açmaktadır. 2. Ayrıca demiryolunun ekonomik ömrünün 30 yıl gibi çok yüksek, buna karşın karayolu (otoban)ın ekonomik ömrünün 15 yıl gibi çok düşük düzeyde olması yatırım tutarı/faydalı ömrün karşılaştırmasında demiryollarının daha rantabl olduğunu göstermektedir. 3.Otobanda tüketilen enerji demiryollarına oranla 2 ila 5 misli fazladır. 4.Demiryollarında elektrik enerjisi kullanılması olanağı vardır ki, bu enerji fuel oil ve benzin gibi enerji türlerine göre daha ucuz, dışa bağımlılığı daha az bir enerji türüdür. Ayrıca çevre kirliliğine yol açmamaktadır. 5.Hızlı trenlerle (ki saatte 300 - 400 km hız yapanlar mevcuttur.) insanlar otobandan çok daha hızlı bir şekilde ulaşım imkanına kavuşacaklardır. 6.Yük taşımacılığının demiryollarına kaydırılması ile karayollarının yükü azalacak, kazalar minumuma inecektir. 7. LPG, benzin , tüp gaz gibi patlayıcı maddelerin taşınmasının karayollarından demiryollarına aktarılması ulaşım güvenliğini arttıracaktır. 8. Son kazalar da göstermiştir ki, otobanlar da çok fazla ulaşım güvenliğine sahip değildirler. Mevcut karayolu ulaşım sistemi son derece pahalı ve dışa bağımlıdır. Petrole bağımlıdır. Bakım ve onarım giderleri yüksek, işletme maliyeti fazla, ekonomik ömrü kısadır. Her yıl petrol, otomobil,lastik ve yedek parça için milyonlarca dolar ödenmektedir. Varolan ulaşım sisteminin neden olduğu zararlardan biri de çevre kirliliğidir. Karayolunun geçtiği güzergahlar benzin istasyonları, dinlenme tesisleri ve tamirhaneler ile dolmaya başlamaktadır. Büyük şehirlerde insanlara nefes aldırmayan ve içinde birçok zehirli gaz bileşimi olan egzos dumanı hava kirliliğinin en önemli nedenlerindendir. Artık insanımız rahat, güvenli ve hızlı bir ulaşım istiyor. Buda onu en doğal hakkı. İzmirliler ilk hedef olarak İzmir-Ankara arasında hızlı demiryolu hattı yapılmasını istiyor. Biz İzmir’den Ankara’ya 2-3 saatte gitmek istiyoruz. 6-7 saatte Erzurum’a Kars’a varmak istiyoruz. Uzun vadede hedefimiz ülkeyi yeni baştan demir ağlarla örülmüş görmek. Demiryolu ağırlıklı bir ulaşım sistemine sahip olmak. Gelişmiş ülkelerde demiryolu, yolcu taşımacılığında birinci sırada yer almaktadır. ABD ve Avrupa’da ulaşımın yarıdan çok yükünü demiryolları üstlenmektedir. Hatta bu ülkelerde demiryolları, havayollarıyla rekabet eder düzeye ulaşmıştır. Hava alanları şehir dışındadır. Oraya ulaşana kadar bir hayli zaman geçmektedir. Demiryolu istasyonları ise şehrin içindedir. Ayrıca ulaşım maliyeti olarak demiryolu ulaşımı havayoluna göre bir hayli düşüktür. Peki Karayolu ulaşımına karşı mıyız? Günümüzde ulaşımda yaygın olarak karayolu, demiryolu, havayolu, denizyolu kullanılmaktadır. Bu ulaşım türleri için peşin olarak en iyisi şudur demek doğru değildir. Bu durum taşınacak mala, taşıma mesafesine, istenen zamana, coğrafi duruma göre değişir. En önemli unsurun zaman olduğu yerde tüm pahalılığına karşın havayolu tercih edilir. Uzun mesafelerde ve kitle taşımacılığında demiryolu uygundur. Kısa mesafelerde, evlere dağıtım işlerinde en uygun olanı karayoludur. Sorun bu ulaşım türlerinden birini seçmek değil bu ulaşım türlerini koordineli olarak en verimli biçimde kullanabilmektir. Demiryolu ile karayolu birbirine düşman değildir. Birbiriyle entegre olmak zorundadır. Genel olarak şu sonuca varabiliriz: 250 km den az, kısa ve orta mesafeli taşımalarda karayolu hizmete daha uygun ve ekonomiktir. Gene 20 tona kadar kapıdan kapıya taşımacılıkta karayolu daha avanajlıdır. 250 kmden uzun mesafelerde ve büyük hacimli taşımalarda ise demiryolu tartışmasız üstün durumdadır. Otobanlar ülkemiz için lükstür. Otobanlar geometrisi itibarıyla yüksek standartlara sahip bir hız ve konfor yoludur. Özel oto sahipliğinin ve bunlarla seyahatin fazla olduğu ülkelerde bu kişilere hizmet vermek amacıyla yapılmaktadır. Ancak Ülkemizde 39 kişiye sadece bir binek aracı düşmektedir. Otobanlar ağır yük taşıyan araçlar için değildir. Maliyeti yüksek, ekonomik ömrü kısadır. Güvenli bir karayolu ulaşımı için çift-gidiş gelişli olan duble yollar yeterlidir. Otobandan 7-10 kez daha ucuz olan bu yollar otobanların %75 konforuna sahiptir ve otobanlara göre çok daha ucuza mal olmaktadırlar. Otobanlara harcanacak paralarla ülkedeki pek çok yol ıslah edilip, çift gidiş gelişli yapılabilir. Demiryolları yeniden canlandırılabilir. Yapılan bir araştırmada İstanbul-İzmir - Ankara arası ulaşımda demiryolu taşımacılığına geçilmesi ile ülkemizin petrol faturasının 3 te 1 e ineceği hesaplanmıştır.. Demiryolunda Dizel taşımacılığının karayoluna göre 17 kat ucuz olduğu hesaplanmış. Demiryolunda elektrikli taşımacılık yapılması ise dizel ile yapılan taşımacılıktan 7 kat daha ucuzdur. Demiryolu ulaşımının başka yararları da söz konusu. Hızlı , ucuz ve güvenli demiryolu ulaşımı ile iç göçler bile azalabilir. 1950'li yıllardan itibaren sonra hızlı nüfus artışı , tarımda makinalaşma , toprak dağılımının düzensizliği ve şehirlerde iş imkanlarının artışı ülkemizde şehre göçü arttırmıştır. Esasında toprağa ve doğum yerine bağlı muhafazakar kısal kesim insanının yerinden göçüşü , bulunduğu yerdeki imkan sınırlılığı karşısında şehirlerin gittikçe daha cazip bir görünüş kazanması nedeniyledir. Şehre göçte daha hareketli sosyal yaşam , konforlu hayat sağlama , şehirlerin eğlence merkezi olması gibi faktörlerde etkili olmasına karşın ana etken ekonomik sorunlardır. Büyük merkezlere kolaylıkla ulaşma ve oturduğu bölgeye aynı kolaylıkla dönme imkanı olan kişilerin göç etmeğe ihtiyacı kalmayacaktır. Çalışma için dahi çok uzak mesafelerden merkezlere gidip gelinme imkanı olacaktır. Bu sayede İç göçler sonucu ortaya çıkan gecekondulaşma, çarpık kentleşme , kentsel hizmetlerin aksaması gibi sorunlar da önlenmiş olacaktır. Geçen Yıllarda Türkiye Trafik Güvenliği Vakfı tarafından "DEMİRYOLUMU İSTİYORUM! kampanyası umulmayacak kadar geniş bir kitleden destek mesajları aldı. Kurumsal düzeyde meslek odaları, sivil toplum örgütleri, Ulaştırma Bakanlığı, Devlet Demiryolları, Sendikalar, Belediyeler destek olanlardan bazıları. Meğer herkesin gönlünde bir tren özlemi varmış. Bu isteğin daha da büyüyeceğine, toplumun tüm kesimlerince destekleneceğine ve ülkenin her tarafına yayılacağına inanıyoruz. Demiryolu politikasını dışlayarak insan ve yük taşımacılığının %90 karayollarına bağlayarak gerisinde binlerce ölü, yaralı ve sakat bırakan siyaseti artık terketmemiz gerekiyor. Bu kampanyalara katılmak için sevdiklerinizi kaybetmeği beklemeyin. Daha hızlı bir ulaşım için Daha güvenli bir ulaşım için Daha temiz bir çevre için Dışa bağımlılıktan kurtulmak için DEMİRYOLUMU İSTİYORUM ! Tren Nereye bu gece vakti Güzel tren garip tren Düdüğün pek acı geldi Hatıra neler getiren Çokmudur mendil sallamam Her yolcu az çok aşinam Haydi yolun açık olsun Geçtiğin köprüler sağlam Tüneller aydınlık olsun Cahit Sıtkı DEMİRYOLUMU İSTİYORUM KAMPANYASI katılın, görüşlerinizi bildirin. Doç.Dr.İ.Hamit Hancı Ege Üniv. Tıp Fak.. Adli Tıp Anabilim Dalı Bornova İZMİR Web adresi: http://www.med.ege.edu.tr/~hanci (Tıp ve Sağlık Hukuku) e-posta: hanci @alpha.med.ege.edu.tr hamithanci@turkport.net |