DOĞAN ARKADAŞ

Forum Yazılarından
CHP’NİN SOL GEÇMİŞİ VE ECEVİT

 

Bülent Ecevit, ölümünün 3. yılında anıldı. Bu vesile ile onun kişiliği, görüşleri, politikaları vb. gazetelere, TV’lere, köşe yazılarına konu oldu. Ben de bu vesile ile, hem CHP’nin sol geçmişinden, hem de kendisinden söz etme gereği duydum.
İnönü, Ekim 1965’te yapılacak genel seçimlerden 2,5 ay önce, 29.Temmuz.1965’te, gazeteci Abdi İpekçi’yle yaptığı söyleşide, CHP’nin ortanın solunda yer alan bir parti olduğunu ilk kez şu sözlerle ifade etmişti: "CHP, bünyesi itibariyle devletçi bir partidir ve bu sıfatla elbette ortanın solunda bir ekonomik anlayıştadır."
CHP’nin sola yönelmesinin bu ilanla başladığı, bu ilanın da ülkede yükselen sol akımları durdurmak için öne sürüldüğü, ‘aslında’ TİP’in CHP’ni sola ittiği söylenir. Bu saptama, doğru değildir.
EKONOMİK DÜZLEMDE SOLCULUK
İnönü bu demecinde, CHP’nin “devletçi” olduğu için “elbette” ortanın solunda olduğunu söylüyordu. Buradaki devletçilik, ‘Altı Ok’’ta da yer alan ekonomi politikası olarak “devletçilik”tir.
1960’ların dünyasında, partilerin siyasal konumları belirlenirken, onların ekonomi anlayışları da kriterlerden birini oluşturuyordu. Buna göre, ekonomide özel sektöre-serbest girişime ağırlık verenler Sağ’da, devlete-planlamaya ağırlık verenler ise Sol’da sayılıyordu. Bu öylesine net bir ayrımdı ki, İnönü bu yüzden cümlede “elbette” vurgusu yapıyordu.
Gerçekten de CHP, 1930’lardan başlayarak, ekonomik yapı içerisinde devletin öncü ve düzenleyici bir rol üstlendiği, ancak özel sektöre de yer veren planlı bir “karma ekonomi” anlayışını savunmuştur. Buna karşılık DP-AP çizgisi ve diğer sağ partiler, özel sektör ağırlıklı ekonomi politikalarının savunucusu olmuşlardır. İnönü Ekim 1965’te de “Kalkınmamızı yaparken ekonomik bakımdan, sosyal bakımdan bugünkü medeniyette kullanılan ‘solcu’, ‘sağcı’ deyimlerinin son ölçüsünü verelim istedim. Kırk yıldır devletçiyiz derken aynı şeyi söylüyorduk. Bunun için ortanın solundayız dedim. Aslında laikiz dediğimiz günden beri, ortanın solundayız.” diyordu.
SİYASAL DÜZLEMDE SOLCULUK
Öte yandan CHP, 1950’lerden başlayarak, elbette uluslararası koşulların ve özellikle ülkede gelişmekte olan siyasal rekabetin etkisiyle, gerek parti yapısında ve gerekse program ve politikalarında sola yönelik demokratik dönüşümler başlattı.
1951 kurultayında kadın ve gençlik kolları kurulması kabul edildi.
1953 kurultayında, hukuk devleti, anayasa mahkemesinin kurulması, seçim güvenliği, mahkemelerin bağımsızlığı, üniversite özerkliği, sendika ve meslek örgütleri için örgütlenme özgürlüğü, işçilere grev hakkı gibi politikaların savunulması programa girdi.
1959 kurultayında, “düzen değişikliği programı” olarak nitelenen “İlk Hedefler Bildirisi” kabul edildi. Bildiride CHP’nin anayasayı, “çağdaş demokrasi ve toplum anlayışına uygun, halk egemenliği, hukuk devleti, sosyal adalet ve güvenlik ilkelerine dayanan bir devlet düzenine göre değiştireceği” ifade ediliyordu. Bildirinin en başta yer alan en uzun maddesinde, (tek tek sayılarak) bütün insan hak ve özgürlüklerinin anayasal güvence altına alınacağı ifade ediliyordu. (İnsan hakları evrensel bildirgesi, CHP bildirisinden henüz yaklaşık 10 yıl önce BM’de kabul edilmişti.)
Nitekim Türkiye tarihinin en demokratik anayasası olarak nitelenen 1961 anayasasının, CHP’nin İlk Hedefler Bildirisi’nden esinlendigi biliniyor. İşçilerin grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı, polisler dahil kamu çalışanlarının sendika hakkı, ilk kez anayasal düzeyde hak olarak kabul edilmişti. İnsan hakları kavramı ilk kez anayasada ifade edilmişti. Hatta anayasa, insan haklarına da “dayalı”ydı. İnönü’ye göre, “Bugünkü devlet, sosyal devlettir. Bu anayasa hükmüdür. Anayasa, ortanın solunda bir hareketle yapılmıştır.”
Bütün bunlar, CHP’nin 1965 öncesinde de salt ekonomik düzlemde değil, aynı zamanda siyasal düzlemde de sol bir anlayışa sahip olduğunu gösteriyor. İnönü ‘ortanın solundayız’ derken, aslında varolan bir durumun adını koymuş oluyordu.
Dolayısıyla, CHP’yi TİP’in sola falan ittiği yoktu. Aksine, CHP’nin (ve hatta anayasanın) ortanın solunda olduğunun ilan edilmesi, Türkiye’de sola (bu arada TİP’e) siyasal ve toplumsal meşruiyet kazandırmıştı. Gerçekten de bu tarihten önce solcu olmak, vatan haini olmakla neredeyse özdeş sayılıyordu. 1965 sonrası, CHP içindeki ortanın solu tartışmaları, solun Turkiye toplumunda da tartışılmasını sağlamış, sol talepler halkın gündemine girmişti. 1960 ve 1970’lerdeki solun yükselişini açıklarken sık sık kullanılan “1961 anayasasının sağladığı nispi özgürlük ortamı” denilen olgunun tarihsel arka planında, büyük ölçüde işte CHP’nin bu sol geçmişi yatmaktadır.
CHP VE TİP
TİP, CHP’nin 1959’da savunduğu ve 1961 sonrası kabul edilen “seçimde nispi temsil sistemi” sayesinde meclise girebilmişti. TİP’in etkinliği, biraz da onun TBMM’de yer almasından kaynaklanıyordu. Ama sonuç olarak “etkili” TİP, 1965 seçimlerinde yüzde 3 (276.101) ve 1969 seçimlerinde yüzde 2.8 (243.631) oy alabilmişti!
Öte yandan ortanın solu tartışmaları, o dönemde CHP’ye oy da kaybettirmişti. Bu tartışmalarla birlikte CHP içinde huzursuzluklar olmuş, partiden ihraçlar ya da ayrılmalar gerçekleşmişti. 1965 seçimlerinde CHP’nin oyu yüzde 28.7 ve 1969 seçimlerinde yüzde 27.3 olmuştu. Yani ortanın solu politikasının ilanı, TİP’i ve sosyalist hareketi değil, CHP’yi “durdurmuştu”.
ECEVİT
Kimi çevreler, sadece Ecevit döneminde CHP’nin gerçekten solcu olduğunu öne sürüp, bunu da neredeyse 1973-1980 arasına sınırlıyorlar. Bu görüşün de eksiklikleri var.
Ecevit’in, CHP solculuğunda hem önce politikacı ve sonra lider olarak, hem de teorisyen olarak elbette çok önemli bir yeri vardır.
Ecevit, İnönü gibi tarihsel bir önderi aşarak CHP’ne genel başkan olabilmiştir. Aslında bunun temel nedeni fikir’dir. Gerçekten de Ecevit, kitleleri de sürükleyebilecek derli toplu bir Türkiye vizyonuna sahipti. Bu vizyonun fikri dayanakları, analizleri mevcuttu. Dolayısıyla bu fikirlerin gücüne, İnönü bile dayanamamıştır.
Örneğin, Ecevit, Türkiye’deki sosyal demokrasinin, Batı’daki gibi Marksizm kökenli olmadığını söylüyor ve Türkiye sosyal demokrasisini bunlardan ayırmak için “Demokratik Sol” sözcüğünü tercih ediyordu. Nitekim daha sonra Demokratik Sol Parti’yi kurmuştur. (Buna rağmen, sevgili gazetemiz Birgün, “sosyal demokrasinin babası öldü” diye başlık atabilmiştir!)
Ecevit, CHP’nin sola kaymaya başladığı 1957 yılında CHP’den milletvekili seçilmiştir. Özellikle 1960 sonrasında Ecevit’in parti içinde giderek etkinliği artmıştır. Bu artış 1973’te genel başkan olması ile doruğa çıkmıştır. Yani solcu Ecevit’in de CHP içinde bir geçmişi vardır.
Yani Ecevit de, onun ve CHP’nin solculuğu da, 1965’te gökten vahiyle inmemiştir.
Öte yandan, CHP’nin sol geçmişi yok sayılarak ve solculuk sadece Ecevit’e atfedildiginden dolayı onun dönemindeki oy oranları öne sürülerek, CHP için “sol bir altın çağ” yaratılıyor. Böylece Ecevit döneminde CHP’nin solcu olduğu için böyle parlak seçim sonuçları aldığı, öncesinde ve sonrasında böyle bir dönem olmadığı iddia ediliyor.
Ecevit liderliğinde CHP’nin seçim sonuçları bakımından parlak bir dönem yaşadığı doğrudur. Ama CHP’nin sol tarihi Ecevit’ten ibaret değildir. Nitekim mutlaka seçim sonuçları esas alınacaksa, bazı seçimlerde CHP’nin aldığı oy oranlarına bakmak, bir fikir oluşturabilir:
Görüldüğü gibi, 1977 seçimlerinde CHP’nin aldığı oy, çok partili dönemdeki en yüksek oran (yüzde 41.3) olmasına rağmen, 1950’li yıllardaki seçim sonuçlarından (özellikle 1957’den) anlamlı biçimde farklı değildir. (1957’den farkı sadece yüzde 0.3’tür!)
‘Kitlesel sol bir parti’ hedefi ile hareket eden her siyasal partinin/anlayışın, CHP ve Ecevit’ten öğreneceği çok şey var. Türkiye üzerine yapılacak sağlıklı ve nesnel analizlere CHP tarihi ve Ecevit de dahil edilebildiği ölçüde, Sol Türkiye’de yeniden etkili bir siyasal güç olabilir.






Anadolu Gezileri
Mendüh Haci
NAZIM SOYLERSE GÜZEL SÖYLER
At izi ile It izinin Karismasi ve Sol'un aymazligi
Baran vanl?
Ayk?r?l?k
Vaner Alkaç
Ayse teyze eylem yapt?
Dogan Arkadas
dris Küçükömer'i Hat?rlarken
Gokyüzü
10 Kas?m ve Atatürk
Rüstem Belli
sol dü?ünce özgürlü?ü ve kemalizm
Mendüh Haci
Sahibinin Sesleri
gokyuzu

Dostlardan Dostlara

Aktaran K..