Şiir Nasıl Yazılır?

  Vladimir Vladimiroviç MAYAKOVSKİ

İngilizceden çeviren Yurdanur SALMAN
Yaşantı Sanat Kitapları ikinci baskı İstanbul-1983
Sayfa: 51-61

(...) Bazı Sonuçlar

 

1: Şiir bir üretimdir. Çok üç, çok karmaşık türden bir üretimdir ama gene de üretimdir.

2: Şiir çalışması yalnızca eskiden saptanmış ve sınırlanmış şiirsel yapıt örneklerini incelemek değil, üretim süreçlerini incelemek, yeni şeyler yaratmamızı sağlayacak bir çalışma yapmaktır.

3: Yenilik, malzemelerde ve yöntemlerde yenilik yaratmak, her şiirin yazılışında zorunludur.

4: Dize yaratıcısı uğraşını sanatında ustalaşmak, şiir için birikim sağlamak üzere ün be gün sürdürülmelidir.

5: İyi bir çalışma defteri tutmak, bu defterden nasıl yararlanılacağını anlamak, aşınmış ölçülerle kusursuz şiir yazmayı becermekten daha önemlidir.

6: salt şiirli sigara çakmakları yapacağım diye kocaman fabrikalarını harekete geçirmeye gerek yoktur. Ekonomik olmayan şiirsel saçmalıkların üretimini yadsımak gerekir. Kaleminize yalnızca bir şeyi şiirden başka yolla dile getiremeyeceğiniz zaman el atın. Ön hazırlıklarınızı ele alıp işlemeye apaçık bir toplumsal buyruk duyduğunuz zaman girişin ancak.

7: Toplumsal buyruğu doğru olarak anlayabilmek için şairin olup bitenlerin ortasında olması gerekir. Şair için kuramsal ekonomi bilgisi, gündelik yaşamın gerçeklerini tanımak, bilimsel tarih incelemelerine gömülmek, kendi çalışmalarının özü açısından, geçmişe tapan idealist profesörlerin bilgiç ders kitaplarından çok daha önemlidir.

8: Toplumsal buyruğu en iyi biçimde yerine getirebilmek için sınıfınızın öncüsü olmanız, sınıfınızla birlikte savaşımı tüm cephelerde sürdürmeniz gerekir. Sanatın politik olmadığını söyleyen o miti paramparça etmeniz gerekir. Bu mit şimdilerde ene “geniş destansı dokular” (önce destansı, sonra nesnel, sonunda da siyasal bakımdan bağlanmamış) ya da “süslü biçem” (önce süslü, sonra yüce, sonunda da tanrısal vb.) gibi şeyler üzerinde çene yorma biçiminde boy gösteriyor.

9: Rastlantıyı, beğeni değişkenliğini, değerlerin öznelliğini ancak sanata bir üretim olarak yaklaştığınızda ortadan kaldırabilirsiniz. Edebiyat yapıtının değişik yönlerini ancak sanatı bir üretim olarak kabul ettiğinizde kavrayabilirsiniz.: Şiirler, işçi ve köylü gazetelerindeki haberler. Bir şiir izleğini gizemli bir biçimde kafanızda evirip çevirmek yerine ivedi sorunları şiirde geçerli göstergeler ve ölçütler aracılığıyla doğru olarak ele alıp işleme gücünü kazanırsınız o zaman.

10: Üretim işini, teknik süreç denen şeyi kendi içinde bir amaç olarak görmemelisiniz. Ne var ki şiir çalışmasını yararlı kılan şey, bu üretme sürecinin ta kendisidir. Şairler arasındaki ayrımı belirleyen şey de işte bu üretim yöntemleri arasındaki ayrımdır; bir insanı usta bir yazar yapan tutum da yalnızca çeşitli edebiyat araçlarından oluşan bu alanı en geniş kapsamıyla bilmek, ustaca kullanabilmek ve bu alanda birikim sağlamış olmaktır.

11: Şiirin içinde bulunduğu gündelik koşulların gerçek bir sanat yapıtının yazılmasında öbür etkenler ölçüsünde ağırlığı vardır. Bohem sözcüğü her türlü sanatçı-bilgiç yaşama biçimini tanımlamakta kullanılan bir aşağılama sözcüğü olmuştur. Şimdiye dek “bohem” sözcüğüne yalnızca bu sözcüğe savaş açılmıştır. Bundan arta kalan ve bugün hala yaşayan eski edebiyat dünyasının bireyci ve çıkarcı havası, yoz ustaların ucuz bencilliği, karşılıklı övgüler düzme alışkanlığıdır; “şiirsel” sözcüğü de  “gevşek” “biraz esrik” “uçkuru çözük” vb. anlamlarına gelmiştir. Bir şairin giyinişi, evde karısıyla konuşuşu bile değişik olmalı bütünüyle yazdığı şiir türüne öre belirlenmelidir sanki.

12: Biz Sol Cephe’nin şairleri, şiirde yaratıcılığı sağlayan gizlerin yalnızca bizlerin elinde bulunduğunu söylemedik hiç bir zaman; ne var ki bu izleri açığa çıkarmaya çalışanlar, yaratıcılık sürecini göz boyayıcı bir dinsel-sanatsal kutsallık havasına bürünmekten kurtarmak isteyenler de bizler olduk.

Benim bu kitabda yapmaya çalıştığım şey yalnızca bir tür insanın, edebiyatçı uğraşdaşlarımın kuramsal çalışmalarından yararlanarak giriştiğim alçak gönüllü bir açıklamadır.

Bu edebiyatçılar çalışmalarını çağdaş malzemeye uygulamalı, geleceğin şiirine cömertçe yardım etmelidirler. Ama bu da yetmez.

Kitle eğitim örgütleri, eski estetik öğretilerini ta kökünden sarsmak zorundadırlar.

AYRILIK ŞİİRİ

Hoşçakal, dostum, hoşçakal, mutluluklar.
Sevgili dostum, yüreğimde yaşayacak anın,
Sonunda ayrılık yazgısı olsa da insanın.
Hoşçakal dediğimiz gibi buluşmak da var.

Hoşçakal, dostum, el sıkışmadan, suskunlukla
Sakın üzülme, nedir bu gözlerindeki hüzün?
Şu yaşamda yeni bir şey değil ki ölüm,
Ama pek öyle yeni sayılmaz yaşamak da.

                                                    1925
                                               Sergey YESENİN

SERGEY YESENİN'E

Sen gittin,
          diyorlar
                 yukarılarda bir dünyaya.
Sonsuzlaşma-
             Uçuyorsun,
                        parıldayan yıldızlara çarparak.
Ne borç var artık bize,
                içki ne de

Ayılma.
Hayır, Yesenin,
                oh
                    çekmek değil benim istediğim.
Görüyorum ben
                kesik bileklerinle sendeleyişini
Ve alayla değil
                acıyla
                    düğümleniyor yüreğim.
Görüyorum
            bir kemik çuvalı gibi
                        yere atışını gövdeni.
-Dur! diyorum.
            Bırak !
                    Delirdin mi sen?
Sürer mi ölümü
                hiç insan
                    tebeşir tozu gibi
                                yanaklarına?

Sen ki çok daha
                iyi verirdin ölüme
                        ağzının payını herkesten.
Yeryüzünde başka
                    kimsede olmayan
                            o efece konuşmanla.
Niçin?
    Nedeni ne?
                    Donup kalıyorum şaşkınlıktan.
Homurdanıyor eleştirmenler:
                                    -Bizce,bunun asıl nedeni
Şu...
    ya da bu...
                ama daha çok,
                            kopmak toplumdan,
Çok fazla bira
                ya da şarapla kafayı çekmesi.
Başka deyişle
            satsaydın
                    bohemleri
                            işçi sınıfına, diyorlar.
Sınıf bilincin olsaydı,
                bak, bu gelmezdi başına.
Oysa işçiler de
                kvastan sert içkilerle
                        kafayı çekiyorlar.
O sınıf da içerek
                güzelce sıçıyor kendi ağzına.
Başka deyişle
            Parti'den biri
                    denetleseydi seni
Sağlansaydı böylece
                asıl önemi
                            içeriğe vermen.
Yazardın o zaman
                    her gün
                            o dizelerin
                                        yüzlercesini
Uzun uzun
            ve sıkıcı
                    Doronin de gördüğümüz türden
Ama bence
            böylesi bir deliliğin içine düşseydin
Sen çok daha önce
                           son verirdin
                                        yaşamına.
Votkadan gitmek daha iyidir
                            inan bana
Böylesi sıkıntıdan boğulmaktansa.
Hiçbir zaman söyleyemeyecekler
                            nedenini bize
                                    seni yitirişimizin.
Şuracıkta duran
                çakı mı, yoksa ip mi?
Ama bulunsaydı
                mürekkebi, elbette
                            Angelleterre otelinin
damarlarını kesmen
                ve ölüp gitmen
                            gerekmezdi.
Sana öykünenler çıldırdılar sevinçten:
                                        bir daha, bir daha !
Neredeyse bir yığın insan
                            zıvanadan çıkıp
                                        öldürdü kendini.
Neden çoğaltmalı
                intiharları
                        böyle sayıca?
Daha kolay değil mi
                mürekkeple doldurmak
                                oteldeki şişeleri!
Sonsuza dek
                 kilitlendi artık dilin
                                arkasında dişlerinin.
Benim bu bilmecemsi sözlerim
                                yersiz
                                        bir bilgiçlik sayılmamalı
Halkımız,
        yaratıcısı ve yaşatıcısı o güzel dilimizin,
Yitirdi ölümünle
                yansılı sesler üreten
                            en güçlü çırağını.
Ve o herifler tayışıp duruyorlar
                                ölü şiir döküntülerini
Geçmiş,
    gömülmüş ölülerden
                hemen hiçbir yeniliği olmayan.
Üstüste yığıyorlar
                tatsız uyaklarını
                        mezara toprak atar gibi: daha beterlerini.
Onurlandırmak için oğlunu
                    Esin Peri'sinin bile
                                işine yaramayacak olan.
Sana yaraşacak
                bir anıt henüz dökülmedi
Hani nerde o anıt,
                    döğülmüş tunçtan
                            ya da yontulmuş mermerden?
Oysa çoktan doldurdular
                            yığın yığın
                                parmaklarının dibini
Çöplerle,
        adama sözcüklerinden, anılardan, o bok püsür şeylerden.
Adın
    hıçkırıklarla birlikte doldurdu mendilleri.
Sözcüklerini
            geveleyip duruyor Sobinov ağzında
Kıvrılıp oturmuş da
            altına suyu çekilmiş bir kayın ağacının-
"Hiçbir şey söyleme,
                    ah dostum,
                        içini de çek-me ne olursun."
Ah,
    sen onu ne kimbilir nasıl da alaya alırdın,
Şu Leonid Lohengrinski'yi,
                        baş belası, tanrının!
Ortalığı kimbilir
            nasıl da ayağa kaldırırdın:
"izin veremem
            şiirsel gargaralarına
                        anıran eşşeklerin!"-
Sağır ederdin kulaklarını
                        üç ayaklı ıslıklarınla, sonra,
Yazdıklarının hepsini
                        kıçlarına sokmalarını söylerdin.
Harcardın bozuk para gibi
                        o yeteneksiz heriflerin hepsini,
Doldururdun
                smokin ceketlerinin
                            kara yelkenlerini,
Öyle ki savrulurdu
                    sağa sola
                            Kogan gibileri,
Süngüleyerek
                sivri bıyıklarıyla
                        gelip geçenleri.
Oysa bu arada
                    sayısı hiç de azalmadı
                                    bu serserilerin.
Çok zorlu bir iş
                onları sayıca geride bırakmak.
Yaşam
    yepyeni bir biçimde
                yeniden kurulacak.
İşte o zaman
        yepyeni şarkılar söylenmeye başlayacak.
Böyle bir çağda
                ağırlaşıyor sorunları
                                        kalemin,
iyi ama, gösterin bana
                    sizi ey zavallı
                                hortlaklar sürüsü, hadi
Nerede görülmüştür
                    ve ne zaman
                            yüce bir kişinin,
Dikenli yolları bırakıp da
                            gül bahçelerini seçtiği?
Sözcükler
            yönlendirir
                    insanoğlunun güçlerini.
Yürüyün!
               Arkamızda
                        zaman patlasın
                                bir mayın gibi.
Bizim geçmişe sunacağımız
                            yanlızca
                                    bukleleri
Rüzgarda
        geriye savrulan saçlarımızın.
Eğlenceye ayrılacak yeri yok
                    gezegenimizin.
Yarınlardan
            koparıp
                almalıdır mutluluğu
                                insan.
Şu yaşamda
            en kolay iştir ölmek
Asıl güç olan
            yepyeni bir yaşama
                            başlamak.

                                    1926

VLADİMİR VLADİMİROVİÇ MAYAKOVSKİ

                               

Edebiyat                                                                                       Ana sayfa