SOSYALDEMOKRAT HALKÇI PARTİ'NİN NİSAN 1993 TARİHİNDE DÜZENLEDİĞİ TÜZÜK VE PROGRAM KURULTAYINDA KABUL EDİLEN ÖNCELİKLİ HEDEFLER BİLDİRGESİ
ÖNCELİKLİ
HEDEFLER
İÇİNDEKİLER
Kavramların olabildiğince
karmaşıklaştığı bir dönem yaşıyoruz. Doğrular, gerçekler saptırılıyor.
Değer yargılarımız ters yüz ediliyor. Her fırsatta ideolojilerin öldüğü
ileri sürülüyor. Oysa iki yüz yıldır sömürünün simgesi haline gelen,
“Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.” Düşüncesi tek egemen
ideoloji olarak gündemde tutuluyor. Bu bağlamda bir yandan Kemalizm ve onun
yarattığı Cumhuriyet yerden yere vurulurken, diğer yandan sosyal
demokrasiden modası geçmiş bir akım olarak söz
ediliyor. İsteniyor ki , moral (ahlak) değerlerin tüm boyutları ile
çöktüğü bir Türkiye’de sadece yurt içinde ve dışındaki sömürürcüler
at koştursun. Din ve inançların, insanların uyanmaması, kaderci bir yapıda
yaşamlarını sürdürmeleri için alabildiğince kullanılsın. İşsizlik bugünü
aratan boyutlara erişsin, enflasyon halkın üzerine yüklenen bir çeşit
vergi olarak devam etsin, dış ve iç borçlanma artsın. Böylece ülkenin bağımsızlığı
daha da tehlikeye düşsün.
Bu noktaya 1950’den sonra adım adım gelinmiştir. Soğuk savaşın rüzgarlarını
da arkalarına alan sağ iktidarlar düşünce özgürlüğü üzerinde büyük
bir baskı kurmuşlardır. Sol düşünce bu yönden en ağır darbeleri almıştır.
O tarihten günümüze, geride bıraktığımız kırk yılı aşan süre içerisinde
sağ iktidarlar ve onları tamamlayan darbeci dönemler demokrasi yolunu tıkamıştır.
Bu dönemler cumhuriyetin çağdaş, ilerici yapısına ,
kazanımlarına yönelik bir çeşit karşı darbe işlevi görmüştür.
Bu nedenlerle SHP, Türkiye’de öncelikle ele alınacak sorunların başında,
demokrasinin aldığı yaraların onarılması ve yerleşmesini görmektedir.
1-“YAŞAMIN
HER ALANINDA DEMOKRASİ”
Yaşamın her alanında demokrasiyi gerçekleştirmek
ilk hedeftir. Bu amaca ulaşmak için özellikle şu sorunların çözülmesi
gerekmektedir.
a-Siyasal yaşam yasaklardan arındırılacaktır
.Bir gerçeğin altını çizmekte yarar vardır: Bugün ülkemizde siyaset
yapmayı engelleyen açık ya da kapalı bir çok yasak bulunmaktadır.
Partilere üye olabilme olanağı toplumun geniş tabanları için yoktur.
Memur, öğretim üyeleri,öğrenciler akla gelen ilk örneklerdir.1982 Anayasası’nın
siyasi partilerin kurulmasından denetimine kadar getirdiği sınırlamalar,
sorunlar bir başka örnektir. Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası ise, değişik
siyasi düşüncelerin özgürce savunulmasını, TBBM yansımasını önlemektedir.
SHP, kuruluşundan günümüze kadar bu yasakların, engellemelerin kaldırılması
için mücadele etmiştir. Bundan sonra da bu mücadelesini kararlı bir biçimde
sürdürecektir. Bu bağlamda, tüm gücüyle 1982 Anayasası’nın ve onunla
ilişkili olarak oluşturulan diğer yasaların yürürlükten kaldırılarak
yerlerine demokrasiyi her boyutuyla sağlayan yeni yasaların kabulü doğrultusunda
kesintisiz ve kararlı bir çaba harcayacaktır. Unutulmasın ki, demokrasiyi
gerçek anlamda yaşamın her alanına yaymak isteyen SHP’dir. Eğer 12 Eylül’
den sonra Türkiye’ de demokratikleşme doğrultusunda önemli bir iki adım
atılabilmişse bunun nedeni de SHP’nin mücadelesidir.
b-Anadolu’ da yaşayan insanların, yüzyıllar
boyu süren birliktelikleri olmuştur. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı
da, canları ve kanları pahasına, birlikte gerçekleştirmişlerdir. Bütün
zorlukları birlikte göğüslemiş olmanın; yaşamın her alanındaki somut ve
içtenlikle dayanışmanın varlığı, kaynaşmanın ve bütünleşmenin gerçek
dayanağıdır.
Temelde, hiçbir düşmanlıkları olmayan; kardeş olarak, ortak
bir yazgıyı da her koşulda paylaşmış olan Anadolu Halkının bundan böyle
de birlikte yaşamalarını engeller nitelikte sorunlar olmadığı da bir gerçektir.
Geçmişten bugüne uzanan
birliktelik, Türkiye’de gerçek bir demokrasinin tüm kurum ve kuruluşlarıyla
yaşama geçirdiği koşullarda, daha da anlamlı bir biçimde sürecektir.
Bu bağlamda SHP’nin Kürt sorunuyla ilgili olarak, kamuoyuna açıklaması
gerekli olan temel önerileri şunlardır:
Kürt kökenli yurttaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki geri kalmışlığın, en ivedi bir biçimde ortadan kaldırılması için, gerekli ekonomik önlemler alınacaktır. Bu bağlamda,
· Devletin öncülüğünde, bölgenin ekonomik koşullarına uygun yatırımlar yapılacaktır. Yörede yaşayan
insanların, görüşleri de alınarak, bölgenin ekonomik yapısını değiştirecek nitelikte yatırımların yapılması zorunluluğu vardır. Bu yatırımlar, bir yandan o bölgenin ekonomik yapısını değiştirme işlevini yerine getirirken (örneğin, varlığını sürdürmekte olan “feodal ilişki”lerin koparılması) insanların ekonomik olarak “özgürleşmesi” sürecine hız kazandırmış olur. Diğer yandan da, ülkemiz genelinde çok temel bir sorun olan işsizlik sorunu, o bölgeye yapılmış yatırımlarla insanların o bölgede kalmaları ve o yatırımları içtenlikle sahiplenmeleri de sağlanarak, çözülmüş olacaktır.
· Bölgenin temel altyapı sorunları, sağlık sorunları, eğitim sorunları vb öncelikle çözülecek, Kürt kökenli yurttaşlarımızın yaşadığı yöreler “sürgün yeri” olmaktan çıkarılacaktır.
B- Demokratik Haklara İlişkin Sorunlar
· Türkiye’nin her yöresinde, her türlü düşüncenin özgürce açıklanabilmesi için gerekli tüm önlemler alınacaktır. Kürt kökenli yurttaşlarımızın da, düşüncelerini özgürce açıklayabilecekleri ortam ve koşullar yaratılacaktır. Bu alandaki tüm yasal engeller (örneğin, Anti-terör Yasası diye anılan 3713 sayılı yasa ve benzeri yasalardaki tüm engeller )kaldırılacaktır. Ancak, her türlü düşüncenin özgürce açıklanabilmesi ve savunabilmesinin, hiçbir biçimde silaha başvurmadan, demokratik kurallara uyularak, demokratik yöntemler kullanılarak olanaklı olacağı da açıktır.
· Bölgedeki ‘Olağanüstü Hal’ uygulamasına, son verilecektir. Yıllardır olağanüstü hal ve sıkı yönetim koşulları altında yaşamak zorunda bırakılan insanlara, olağan bir yönetim biçiminin özgür koşulları altında yaşama olanağının sağlanması, aynı zamanda bir demokrasi ödevidir.
Buna bağlı olarak, ‘köy koruculuğu’ uygulamasına da doğal olarak son verilecektir.
Şimdiye dek, devletin para ödeyerek, ‘koruma’ görevini ihale etmiş olduğu bu insanların, ekonomik olarak ülkenin ve bölgenin kalkınmasına katkıda bulunacak alanlarda görevlendirilmesi yararlı olacaktır.
· İnsanlar, özgürce etnik, dolayısıyla ‘ Kürt Kimliklerini’ açıklayabilmelidir. Bir kişinin etnik kimliği bir üstünlük nedeni olarak gösterilmeyeceği gibi, hiç kimse etnik kimliğinden ötürü aşağılanmamalıdır. Bu anlamda, Türkiye’de geçmişte yaşanmış ve yaşanmakta olan olumsuzluklar, gerçek demokratik bir ortamda ortadan kaldırılacaktır. Kürt kökenli yurttaşlarımızın, çocuklarına istediği adı koyabilmesi, yerleşim ve kimlikle bütünlük gösteren öğelerin ortaya çıkmasını önleyen, yasaklanmasına neden olan tüm engeller ortadan kaldırılacaktır.
· Bu çerçevede kültürün geliştirilmesinin ve yaygınlaştırılmasının çok önemli bir kurumu olan ‘Kürt ve Kürdoloji Enstitüsü’ ile benzeri bilimsel kuruluşların, yasal ve idari anlamda oluşumunu zorlaştıran, olanaksızlaştıran engeller ortadan kaldırılacaktır.
-Kürt dilinin öğrenilmesini, öğretilmesini sağlamak amacıyla, özel öğretim kurumlarının kurulması konusundaki girişimler, desteklenecektir.
-Kürt dili özgürleşecektir. İnsanlar düşüncelerini, Kürtçe açıklamak istiyorlarsa; bunu çeşitli yayınlar aracılığıyla yapmak istiyorlarsa, devletin bu alandaki tüm engelleri ortadan kaldırmasını, demokratik bir devlet olmanın gereği sayıyoruz.
-Televizyon ve Radyolarda Kürtçe yayın yapılması serbest bırakılmalıdır. Bu konuda yasal düzenleme yapılarak; sürmekte olan bir yasak ortadan kaldırılacaktır. Kendi kültürüyle, (diliyle, müziğiyle, sanatıyla, şöleniyle....) kitle iletişim araçlarından yararlanarak, kendisini özgürce anlatma olanağı bulan insanlar, daha içtenlikli ve anlamlı olarak, kendi ülkelerinin toprağıyla ve insanıyla bütünleşeceklerdir. Dış dünyadan, değişik amaçlarla yapılan yayınlar yerine, kendi ülkesinin kitle iletişim araçlarından yükselen sesleri daha bir özenle izleyecekler ve böylece kendilerini, kendi kültürlerini-değerlerini buldukları için de, birlikteliğin güzelliğine ve zenginliğine yeni güzellikler ve zenginlikler katacaklardır.
C-
Laik Toplumun Yaratılmasına Yönelik Öncelikli Önlemler
SHP, laik çağdaş bir toplum düzenini yeniden yapılandıracaktır. Bu
çerçevede:
-Bugün için en acil sorun dengeli bir kalkınma yanında devletin laikleştirilmesi ve demokratik bir yapıya kavuşturulmasıdır.
-Anayasa ve yasalarda özgürlükleri, özerklikleri kısıtlayan maddelerin tamamı kaldırılacaktır. Siyasi denetim yerine bağımsız yargı denetimi getirilecek; kişiler, kurumlar, kuruluşlar kendi sorumluluklarını taşımayı öğreneceklerdir.
-Devletin bütün kurumları, özellikle toplumun yenileştirilmesi ve yeniden üretilmesinde temel önemde olan kurumlar laikleştirilecektir.
-Din eğitimi veren eğitim kurumları ile, din görevlilerini işe almak için yapılacak sınavlar dışında, devletin denetimi altında yapılan hiçbir sınavda din bilgisini gerektiren sorular sorulmayacaktır.
-Diyanet İşleri Başkanlığı’nın siyasal düşünce ve inanç ayrımları dışında kalması sağlanacaktır.
-Son yıllarda eğitimde bir geriye dönüş başlamıştır. Pozitif bilimlere ve çağdaş toplumun niteliğine ve gereklerine ters düşen türden dinsel ağırlıklı bir eğitim giderek yaygınlaştırılmıştır.
-Çağdaş toplum içinde önemli bir yer tutan Eğitimin Birliği ilkesi bugün zedelenmiş durumdadır. Bu ilkenin titizlikle korunması ve laiklik ilkesine sahip çıkılması zorunludur.
-Din eğitimi isteğe bağlı olarak, temel eğitimde seçmeli ders olarak verilecektir.
-Gereksinim fazlası İmam-Hatip Liseleri kademeli bir şekilde çok amaçlı liselere dönüştürülecektir ve bu liseleri bitirenler yalnızca yetiştirildikleri yöndeki yüksek öğrenim kurumlarına girebileceklerdir.
Tüm bunlar sivil toplumun ve laikliğin pekiştirilmesinin altyapısını oluşturacak koşullarıdır. Bu koşullara sahip bireylerin toplumlarıyla ve kendileriyle barışık olmaları çok zordur. Ayrıca bu rahatsızlık toplumun çeşitli alanlarında karşılaşılan sorunlar karşısında çözümün kutsal din duygularında görülmesine ya da bu güvenliği sağlayamayan, sağlamak istemeyen siyasal iktidarın dini bir kalkan olarak kullanmasına yardımcı olmaktadır.
Oysa laik devletin sorumluluğu, bu doğrultuda, kitleleri yalnızlık, çaresizlik ve fakirliğe terk etmeyip, dini duyguların bir tampon mekanizması olarak kullanılmasına engel olmaktır. Bunu sağlamak için toplumun, siyasal partileriyle, sivil toplum örgütlenmeleriyle ve bireysel karşı çıkışlarıyla topyekün seferber olması gerekmektedir.
-Demokratik toplum özelliklerinin olabildiğince çabuk geniş halk kitlelerine yaygınlaştırılması gerekmektedir. Kendinden ve içinde yaşadığı toplumdan memnun insanlar yaratmak, onlara yönetimde etkili olabileceklerini, haklarını arayabileceklerini, somut bir şekilde yaşatmakla olur. Bunun temellerinin sağlanması böyle ortamın yaratılması sorumluluğu da devletindir. Ekonomik yönden kalkınmış toplumsal kesimler arasında uçurumlar bulunmayan bir demokratik toplum olmaya doğru istikrarlı ve taviz vermeden yönelmiş bir anlayış, Türkiye’de toplum ve devlet katında hakim kılınacaktır.
Eğitimde kısaca insanın yetkinleştirilmesi, geliştirilmesi, toplumsallaştırılması olarak tanımlanabilir. İnsanın yaşama uyum sağlaması, onu olumlu yönde değiştirmesi için bilgi, beceri, duygu ve düşüncelerini eğitim aşılar. Eğitim, insanın bir yandan toplumla bütünleşmesini, öte yandan gerçek anlamda bireyselleşmesini sağlar. Eğitim, insan için yaşamın her alanında ailede, okulda, çevrede doğumdan ölüme dek sürer. SHP, eğitimin sürekliliği ile örgün ve yaygın eğitimin bütünlüğü ilkesini benimser. Yine SHP, kişi, toplum ve ülke için taşıdığı önemden dolayı eğitimi devletin başta gelen ödevlerinden sayar.
SHP, yeterli bir sürede, sağlıklı bir çevrede, iyi yetişmiş bir öğretmen elinde eğitimi herkes için temel bir hak olarak görür.
Laik, demokratik ve bilimsel bir eğitim, fırsat eşitliği içinde, yeteneklerini geliştirici, üretici ve bilinçlendirici bir eğitimden geçirmeyi öngörür.
Eğitim insana daha çocukluğundan başlayarak soran, araştıran, düşünen, tartışan bir kişilik kazandırmalıdır.
Eğitim herkesi yeteneği ölçüsünde işlemeli, insanları aynı kalıba sokup bir bölümüne başarısız damgası vurarak toplum dışına itilmemelidir.
Çocuklarımız pozitif bilim düşüncesi doğrultusunda eğitilmelidir. Eğitim Birliği ( Tevhidi Tedrisat ) korunmalı, laik eğitimle ‘ Fikri Hür, Vicdanı Hür, İrfanı Hür’ kuşaklar yetiştirilecektir.
1982 Anayasası’nın ilgili maddeleri değiştirilerek din dersleri zorunlu olmaktan çıkarılmalı, bu ders notsuz seçmeli ders durumuna getirilecektir.Çağımız toplumlarının en temel özelliği, bilgi toplumu’ olma özelliğidir. Bu nedenle eğitim bütün yurttaşlara ulaştırılmalı, istek ve yetenekleri doğrultusunda sürekli olarak bilgiyle donatılmaları sağlanacaktır.
0-6 yaş arası, insanoğlunun en çok değiştiği, en hızla öğrendiği adeta temelinin atıldığı bir dönemdir. Tüm çocuklarımızı içine alacak genişlikte bir okul öncesi eğitim amaçlanacaktır.Özel ve kamu iş yerleri, belediyeler, devlet ve tüm kurumlar yeterli sayıda çocuk yuvası açacaktır.
Temel Eğitim, bir toplumun biçimlenmesinde benliğini kazanmasında, gelişmesinde en önemli etken olan bir eğitim aşamasıdır.
Temel Eğitim bölge, cinsler arası ayrım gözetilmeden laik, akılcı ve bilimsel olmalıdır.
8 yıllık bir temel eğitim herkes için zorunlu ve parasızdır. İlerde bu süre daha da uzatılacaktır.
Her türlü kurs, çıraklık eğitimi ve meslek okullarına, temel eğitimi bitirdikten sonra gidilmelidir. Küçük yerleşim birimlerinde temel eğitimden kişiyi yoksun bırakmamak için yatılı bölge okullarına ya da ‘ taşıma sisteme’ önem verilecek ; temel eğitimde bilgisayar, çevre, cinsel bilgiler, insan hakları, demokrasi gibi dersler okutulacaktır.
Ortaöğretim
sistemi, bireylere ilgi ve yetenekleri ölçüsünde gidebilecekleri eğitim
yollarını açık tutan, ülkemizin
sosyal, kültürel, ekonomik kalkınmasında katkıda bulunabilecek bir sistem
olarak geliştirilecektir.
Ortaöğretimin amacı, hem
akademik doğrultuda eğitim yaparak yüksek öğrenim için uygun nitelikte gençler
hazırlamak, hem de orta dereceli iş ve meslek eğitimi ile çeşitli alanlarda
uygulayıcı ve üretici insanlar yetiştirmektir.İmam- Hatip Liseleri gibi
toplumun gereksiniminin çok üzerinde açılmış okullar çok amaçlı liseye
dönüştürülecektir.
Çok amaçlı lisede ortaöğretimin tümü bir kurum içinde bütünleşir.
Programlar arasında yatay geçişler belirli ilkeler ve kurallar içinde açıktır.Dört
yıl olarak düşünülen çok amaçlı lisenin birinci yılı uyum, yönlendirme
ve değerlendirme sınıfı olarak planlanacaktır.
Yüksek Öğretim
Yükseköğretim kurumlarını bir bütünlük içinde ele almanın fırsat
eşitliği açısından olumlu bir adım olduğu söylenebilir. Ancak lise üstünde
eğitim veren her kuruma üniversite statüsü kazandırmak suretiyle, yüksek
okulların ve öğrencilerin sayısı arttırılırken, eğitimin niteliği düşürülmüştür.
Gelişigüzel alınan kararlar ve gerçekleştirilen uygulamalar öğretim üyesi
sayısında da açık yaratmış ve bu açık yardımcı doçentlik kadrolarıyla
doldurulmaya çalışılmıştır.Getiriliş gerekçesi, üniversiteler ve diğer
kurumlar arasında eşgüdüm sağlamak olan YÖK, bu amacında başarılı
olamadığı gibi akademik konulara müdahale ettiğinden üniversitelere, gençliğe
ve toplumun geneline zarar vermiştir.
Üniversitelerin baskı altına alınması,
bilgi üretimine kısıtlamalar getirmiş ve uyuşukluk içine itmiştir. Bu
nedenle artık YÖK uygulaması son bulmak zorundadır. Türkiye’nin gündeminde
bugün bilimsel ve özerkliğine ve üst düzeyde araştırmaları yapabilme
olanaklarına kavuşturulmuş, çağdaş üniversiteler oluşturmak vardır.
SHP’nin amacı da budur.
Özel Eğitim
Özel eğitim, genel eğitimin bir parçası olarak ele alınacak, özürlü
çocukların da sağlam çocuklar gibi toplumun sosyal-ekonomik olanaklarından
yararlanmaları sağlanacaktır.
Yaygın Eğitim
Çağımız hızlı bir değişme çağıdır. Bilim ve teknolojideki baş
döndürücü gelişme, örgün eğitim kurumlarında verilen bilgileri geçersiz
kılmaktadır. İnsanları sürekli yenilemek, değişmenin doğal sonucu olan
yeni durumlara uyumunu sağlamak, yeni meslek kazandırmak için yaygın ve sürekli
eğitim zorunludur. SHP, kitle iletişim araçlarını da kullanarak yaygın eğitimi
geliştirecektir.
Öğretmen Sorunları
Öğretmenler toplu sözleşmeli, grevli sendikal güvenceye kavuşmalıdır.
Sorunlara, sendikalarla birlikte çözüm yolları aranacaktır.Öğretmenlik
mesleğinin saygınlığını arttırmak için daha öğrenciyken varolan özendirici
girişimler arttırılacaktır.
Öğretmen yetiştirme köklü bir biçimde ele alınacak, öğretmen
yetiştiren kurumlar tek çatı altındabirleştirilecektir.
Öğretmenlerin ekonomik durumları, can güvenliği, konut, dinlenme, sağlık,
çocuklarının yetiştirilmesi gibi sorunları çözüme kavuşturulacaktır.
Öğrenci Sorunları
Sınıf ve okul kalabalıkları
indirilmelidir. Öğretmen dağılımındaki adaletsizlik, kimi bölge okullarında
öğretmen azlığı, öğrencilerin başarılarını etkilemektedir.
Programların ağırlığı, ezbere dayalı oluşu, sınıf tekrarlarına
yol açmakta, öğrencileri okuldan ve derslerden soğutmaktadır.Eğitimde fırsat
ve olanak eşitliği içinde, yetenekli öğrencilerin eğitimin üst basamaklarına
yükselmesi sağlanacaktır.
Yeterli sayıda burs ve yatılı eğitim olanağı, yüksek öğrenim gençliğinin
tümüne yurt verilecektir.
Rehberlik ve yönlendirme hizmetleri her düzeyde yapılmalıdır.
Lise ve yüksek öğrenim öğrencilerinin okullarda, yetkili kurullarda
temsili, çeşitli alanlarda yönetime katılmaları özendirilecektir.
Yurtdışındaki Türk Yurttaşı Çocukların
Eğitimi
Devlet olarak yurtdışındaki yurttaşlarımızın çocuklarının eğitimi ile
ilgili daha çok çaba harcamakgerekir.
Bu çocuklarımızın ulusal ve kültürel kimliklerini yitirmeden, yaşadıkları
topluma uyum sağlamaları için eğitim araç ve gereçleri gönderilmelidir.
Kimi ülkelerde başarı ile uygulanan iki dilde eğitim desteklenmeli ve
yaygınlaşması için uğraşılmalıdır
SHP iktidarında; yurdun her yöresinde, fırsat eşitliği içinde düşündüren,
yaratıcı ve öğrencileri kısıtlayan değil, araştırıcı kılan, laik,
demokratik ve bilimsel, kendi eğilimleri ve yetenekleri doğrultusunda geliştiren,
toplumun bütünleşmesine, gelişmesine yönelik bir eğitime öncelik
verilecektir.
E- Kadın Sorunları
SHP’nin amacı, kadın ve erkeklerin eşit, özgür ve dayanışma içinde
birlikte yaşayacağı bir toplum oluşturmaktır.
SHP, tarih boyunca kadın olmasından kaynaklanan ve günümüze kadar
farklı biçimlerde de olsa süregelmekte olan, sorunlarının ve var olan eşitsizliklerin
açık hale getirilmesi ve bu yolla eşitlik için gerekli politikaların üretilmesi
gereğine inanır. SHP, kadınların
toplumun özgür ve eşit bireyleri olmalarını güvence altına alacak tüm
yasal düzenlemelerin yapılmasına, bu alandaki uluslar arası sözleşmelerin
uygulanmasına öncülük edecektir.Kadınların tarih boyunca kalkınmada eşit
pay almadıkları, karar mekanizmalarında yeterince yer almadıkları bir gerçektir.
Bugünün dünyasında kadınların kadın olarak yaşadıkları, hayatın içerdiği
eşitsizliklerin, haksızlıkların politik söylemlere aktarılmasının ancak
kadınlar tarafından yapılabileceğini gören SHP, kadınların katkısına açık
olacaktır. Parti içinde buna uygun yapılar geliştirilmesinin önemine inanır,
‘ olumlu ayrımcılığı’ politik bir tercih olarak benimser. SHP, kırsal kesimde ücretsiz tarım işçisi, sanayide ikinci sınıf
işçi olarak, kamu kesiminde ise yükselme önceliklerinin erkeklere tanındığı
bir ortamda çalışan kadınların sorunlarına eğilmeyi, çalışma yaşamında
eşitliğin sağlanmasının vazgeçilmez koşulu olarak görür.
SHP, gelecek kuşakların mimarı olarak gördüğü kadınların eğitimine özel önem verir. SHP;
-Kadın ve erkeklerin toplumun her alanında kendi istekleri doğrultusunda etkin olabileceği,
-Herkesin ev, aile ve iş çalışmaları sonunda kendini geliştirecek kültürel, sportif ve sosyal faaliyetlere zaman ayırabileceği,İnsanların yarısının diğerlerine hükmetmek için, diğer yarısının ise itaat etmek için eğitilmediği bir toplum amaçlamaktadır.
II-
EKONOMİK ÖNCELİKLİ HEDEFLER
A- KİTler, Özelleştirme, Özerkleştirme
Kamu İktisadi Teşebbüsleri’nin yeniden yapılandırılması
konusu, uzun bir süredir Türkiye’nin gündemindedir. 1983-1991 döneminde,
önemli sayılabilecek somut adımlar atılmamış olmakla birlikte, bu konu,
ideolojik bir yaklaşımla –ne pahasına olursa olsun özelleştirme yaklaşımıyla-
kamuoyuna sunulmuştur. Türkiye’de KİT’ler aracılığıyla devlet girişimciliği,
siyasal doktrin olarak değil, zorunluluk sonucu ortaya çıkmış ve KİT’ler,
ülkenin altyapısının oluşturulmasında, sanayileşmesinde ve kalkınmasında
ilk adımların atılmasında önemli işlevler üstlenmişlerdir ve gelecekte
de önemli görevler göreceklerdir.
Sosyal demokrat Halkçı Parti, ideolojik olarak Kamu İktisadi Teşebbüsleri’ne
karşı ya da onlardan yana peşin ve katı bir tavır içinde değildir. KİT’lerin
yeniden yapılandırılması konusuna, toplumsal yarar ve işletmecilik ilkeleri
açılarından akılcı olarak yaklaşır.
KİT sorunu olarak ortaya konulan sorunun temelinde, son on, on beş yıldır dünya
ölçeğinde moda olan ‘ Yeni Liberal’ akım ve onun yansıması olan,
devletin serbest piyasa ekonomisine müdahale etmemesi gerektiği düşüncesi
yatmaktadır. Böyle bir ideolojik yaklaşımı, sosyal demokrasinin evrensel
ilkelerini kabul etmiş bir parti olarak benimsemiyoruz.
Bu ideolojik yaklaşımla birlikte ya da ondan ayrı olarak, KİT’lerin özelleştirilmesine
gerekçe olarak başlıca şu savlar ileri sürülmektedir:
1-
KİT’ler devletin kötü işletmeciliğinin bir sonucu olarak verimsiz
işlemekle ve sürekli zarar etmektedir. Bu zararlar, enflasyonun başlıca
nedeni olan, kamu kesimi açığının önemli bir bölümünü oluşturmaktadır;
2- KİT’ler,
ekonomideki tekelci yapının başlıca kaynağı durumundadır.
3- KİT’ler işletmecilik
kurallarının dışında, politik baskı altında yönetilmektedir. Bu işletmelerdeki
aşırı istihdamın nedeni de baskılardır.
SHP, üçüncü sav dışında KİT’lerle ilgili olarak yapılan toptancı değerlendirmeler
yerine, her teşebbüsün ayrı ayrı irdelenmesi ve ona göre çözüm üretilmesi gerektiği
görüşündedir.
1980’lı yılların sonunda KİT zararlarının aşırı boyutlara
varması, yapısal nedenlerden çok, dönemin hükümetlerinin bu konuda izlediği
bilinçli politikaya dayanmaktadır. 1980’lı yılların ortasına kadar beş
yüz büyük firma içinde toplam karların yaklaşık üçte ikisini sağlayan
KİT’lerin zararları, 1990’lı yılların başında kamu kesimi toplam açığının
yarısına ulaşmıştır. Bu yıllarda, KİT’ler hem ideolojik olarak, hem
pratik bir sorun olarak ülkenin gündemine gelmiştir. Bu hükümetlerin özelleştirme
işlemlerine zarar eden işletmelerle değil, en iyi ve verimli işletilen, en
çok kar eden işletmelerle başlaması, temel yaklaşımın ideolojik olduğunu
açıkça ortaya koymaktadır. Unutulmaması gereken başka bir çelişki de,
politik kaygı ve düşünceler, ideolojik amaca baskın geldiği için birkaç
kötü örnek dışında, 1980’lı yılların en başarılı alanları olarak
sunulan, enerji ve telekomünikasyon alanlarındaki yatırımların KİT’ler
aracılığıyla gerçekleştirilmesidir.
SHP, KİT sorununu, mülkiyet sorunu olarak değil, üretim faktörlerinin
verimliliği, yönetim biçimi ve yeni teknolojilere uyum kurma sorunu olarak görmektedir.
Bu bağlamda SHP, KİT’lerden her birinin işlevlerine uygun olarak işletebilmeleri
için, nasıl yeniden yapılandırılmalarının daha uygun olacağının
irdelenmesini, çözümün önkoşulu olarak görür.
Bu çerçeve için de TEK, PTT, TMO gibi temel kamu hizmeti üreten, doğal
tekel niteliği taşıyan ya da stratejik açıdan önemi olan Kamu İktisadi
Kuruluşları’nın işleyişlerinin siyasi sorumluluk kapsamı içinde olduğunu
düşünüyoruz. Bu hizmet alanlarında özerkleştirmeye gitmek, siyasi
sorumluluğun bürokratlara, teknokratlara ya da işletme yöneticilerine
devredilmesi; özelleştirmeye gitmek ise bu alanların yabancı ya da yerli
tekelci sermayeye piyasada üstünlük sağlanması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla
bu kuruluşların mevcut statülerinde, verimli ve etkinlik esasına dayalı
iyileştirmeler yapılması yeterli olacaktır. SHP,
yukarıdaki kapsamın dışında kalan bütün KİT’lerin yeniden yapılandırılmasında,
özerkleştirme ve özelleştirme çözümlerinin aynı idari ve hukuki yapı içinde
birlikte düzenlenmesi gerektiği görüşündedir. Bu yaklaşıma işlerlik
kazandırabilmek için de ön koşul, bu siyasi iradeye uygun ayrıntılı bir
hukuki altyapının yasallaştırılmasıdır. SHP,
siyasi tercih ve sorumluluk alanı dışında gördüğü KİT’lerin tümüne
özerk bir yapı kazandırmak amacındadır.
Özerkleştirmeyi ve özelleştirmeyi içeren yeniden yapılandırma
programında, temel konu özerkleştirmedir. Bu kapsam içine alınacak tüm KİT’ler,Türk
Ticaret Kanunu’na uygun olarak anonim şirket statüsünde örgütlenecekler,
bu anonim şirketlerde sektör holdingleri içinde toplanacaklardır. Sektör
holdingleri, kaynakların yönlendirilmesi ve eşgüdümü çalıştıkları
uzman personel aracılığıyla sağlayacaklar, şirketlerin yönetimlerine doğrudan
doğruya müdahale de bulunmayacaklardır. İşletme yöneticileri, temel işletmecilik
kuralı uyarınca, faaliyet sonuçlarından kendileri sorumlu olacaklardır. Böylece
bu kuruluşların, gerçek birer ekonomik işletme birimleri olarak, rekabet koşullarına
uygun faaliyet göstermelerine olanak tanınmış olacaktır.
Özerkleştirme çerçevesinde KİT’lerde çalışanların sorumlulukla
birlikte yönetime, karar alma sürecine katılmaları ve kardan pay almaları
sağlanacaktır. Bu şekilde, bir yandan KİT’lerde demokratikleşme ve katılımcılık
sağlanırken, öte yandan da işçilerin gelir düzeyleri yükseltilecektir.
Sektör holdingleri de çoğulcu demokratik yapının temsilcilerinin çoğunlukta
olduğu, devletin ekonomi bürokrasisinin de katıldığı bir üst kurumun eşgüdümünde
ve denetiminde çalışacaklardır. Böylece hem KİT’lerin işletmecilik
ilkeleri çerçevesinde amaçlarına uygun hareket edebilmeleri sağlanacak, hem
de kamu yararı adına, demokratik gözetim ve denetim uygun bir denge içinde
gerçekleşecektir. Bu kurum, yaptığı teknik değerlendirmelerden sonra,
gerek görürse özelleştirme önerileri geliştirilecektir. Özelleştirme
kararlarını, ilke olarak Bakanlar Kurulu
verecek, ancak kuruluşu yasa ile gerçekleştirilmiş KİT’ler için
kesin karar TBMM’nde verilecektir.Özerkleştirmenin, özelleştirmenin hukuki
altyapısı oluşturulurken ve özelleştirme kararı verilirken, sosyal
demokrasi ilkelerine uygunluk koşulu aranacaktır. Buna göre, tek başına bir
amaç olmayan özelleştirme yoluna, üretimde verimliliği artırdığı,
rekabeti yaygınlaştırdığı, sınai mülkiyeti tabana yaydığı ve KİT çalışanlarını
sermayeye ortak ettiği ölçüde başvurulabilecektir. Bu ölçütler çerçevesinde,
her özelleştirmenin kendi özelliğine uygun özelleştirme yöntemi, teknik açıdan
araştırılarak seçilecektir . Koşullar gerektiği ölçüde, toptan özelleştirme
yerine, sermaye piyasası aracılığıyla kısmen halka açılarak özelleştirme
yoluna da başvurulabilecektir. İleri yabancı teknolojiye gereksinim duyulan
alanlarda, yabancı kuruluşlarla iş ortaklıklarına gidilebilecektir.
Özelleştirilecek işletmelerde çalışanların iş güvenlikleri,
yasal önlemlerle sağlam güvencelere bağlanacaktır. Ekonomik ve teknik açıdan
kapatılması zorunluluğu ortaya çıkan KİT’lerde, iş ve ücret güvenliğinin
sağlanmasından hiçbir şekilde ödünverilmeyecektir.
Özelleştirme sonucunda rekabeti sınırlandırabilecek, özel kesimde
tekel ya da oligopol piyasası yaratabilecek uygulamalara kesinlikler yer
verilmeyecektir. SHP, bu şekilde gerçekleştirilecek özelleştirmelerin,
demokratik siyasi yapıyı da olumsuz etkileyeceği görüşündedir. Bunun gibi
SHP, stratejik önem taşıyan KİT’lerin yabancı sermayenin eline geçmesini
ülke çıkarları açısından sakıncalı görür; böyle bir durumu önlemeye
yönelen yasal tedbirler alınacaktır.Özelleştirmeden elde edilen gelirler, bütçe
açığının kapatılmasında kullanılmayacak, öncelikle faaliyetlerinin
durdurulmasına karar verilen ya da kapatılan işletmelerde, çalışanların iş
ve ücret güvenliklerinin sağlanmasında, kullanılmak üzere bir fonda
toplanacaktır. Bundan arta kalabilecek tutarlar ise bölgeler arasındaki
dengesizliği gidermekte gerekirse devletin yeni oluşturulacak öncü KİT’ler
aracılığıyla sanayi yatırımları yapmasında kullanılacaktır.
Görüldüğü gibi SHP’nin KİT’lerin yeniden yapılandırılmasına
yönelik yaklaşımı, bir yandan KİT’lerin rekabetçi piyasa ortamında
verimli, karlı biçimde işletmelerine ve çalışanları kara ve karar alma sürecine
katmaya dayanırken, öte yandan da koşullara göre özelleştirmeye ve yeni KİT’ler
kurulmasına da açık bulunmaktadır.
B-
Küçük Ve Orta Ölçekli İşletmelere Yönelik Öncelikli Hedefler
Hedefler, sorunlar ve stratejiler ile sosyal ve ekonomik beklentiler, ülkeden
ülkeye farklılık göstermektedir. Her ülke ancak kendine özgü, sosyal ve kültürel
karakterine uygun politikalar geliştirmelidir. Bu bakımdan Türkiye’de de,
bir başka ülkeyi taklit eden modeller yerine, insanımıza uyumlu özgün
politikalar geliştirilmelidir.
Geçmiş yılların tam tersine bugün, gelişmiş ülkeler dahil tüm ülkeler,
artık zamanımızın hızlı değişim ve gelişimlerinde küçük ve orta ölçekli
işletmelerin sadece, sosyal ve politik boyutlarda değil, ekonomik boyutta da
sahip oldukları üstünlüklerini kabul etmektedirler.
Bu gerçekten hareketle; Devlet, her şeyden önce küçük ve orta ölçekli işletmeler için,
gelişme ortamları hazırlamalıdır. Bu anlamda 3 temel noktadan söz
edilebilir:
1-Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerin esnek faaliyet göstermelerini
sağlayacak, ekonomik
çevrenin ve hukuki düzenlemelerin hazırlanması,
2-Mali
ve ekonomik kararlarla yeni iş imkanları ve ortamlarının arttırılmasını,
yeni girişimcilerin kazınılmasına yönelik teşvik ve destek mekanizmalarının
kurulması
3-Küçük
ve Orta Ölçekli işletmelerin gelişme ve yeniden yapılanmaları için tüm
imkanların seferber edilmesi.Bu işletmelerin maliyet ve karlılık sorunlarına
çözüm getirecek basit, açık, anlaşılabilir idari, hukuki ve ekonomik çevrenin
( bürokrasi, vergi finansman, belgelendirme yerleşim vb) yaratılmasına yönelik
politikalar getirilecektir.Küçük ve orta ölçekli işletmelerin çıkarlarını
tehdit edecek uygulamalardan onları korumak için gerekli kanun ve yönetmelikler
düzenlenecektir.
İşletmelerin sorunlarına çözüm getirecek ve yatırımcılığı sağlayacak
diğer kurumsal ve yasal düzenlemeler gerekli ölçüde geliştirilecektir.Türkiye’deki
Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerin dış piyasalara açılacak şekilde
pazara uyumlu, ihracata dönük ve yeni teknolojilere açık hale getirilmesi
gereklidir.Dünya pazarlarında rekabet şansı olabilecek ileri teknoloji,
uyumlu iş kollarında yan sanayi oluşturabilmek üzere küçük ve orta ölçekli
işletmelerin yönlendirilmesi ve uluslar arası etkinliklere katılımları
devletçe desteklenecektir.
Ülkelerin ekonomik kalkınması, bir ölçüde girişimcilik fikrinin
gelişmesine bağlıdır.
Bunun için Devlet, girişimciliğin özendirilmesi ve uygun ortamların
sağlanmasına yönelik önlemleri alacaktır.
Bu bağlamda;
- Esnek kredi sistemleri;
- Kredi garanti sistemleri
- Vergi teşvik bürokratik işletmeler
- Yeni tip sözleşmeler
- Proje bazında risk sermayesi hareketleri
- Hizmet içi eğitim konularına da gerekli yasal ve kurumsal düzenlemelere gidilecektir.Devlet, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler için araştırma, ürün geliştirme ve benzeri konularda girişimcilere burslar sağlanacak, proje yarışmaları açacak, başarı gösterenleri ödüllendirecektir. Üniversite İşletme işbirliğinin daha işlevsel hale getirilmesi için önlemler geliştirilecek, Araştırma- Geliştirme faaliyetlerinin anında hayata geçirilmesini sağlayan gerekli düzenlemeler yapılacaktır. Böylelikle çok pahalı Araştırma- Geliştirme yatırımlarında devlet yükü hafiflerken, yepyeni alanlarda birçok karlı işletmenin sosyo-ekonomik yapıya katılışı sağlanmış olacaktır.
Küçük ve orta ölçekli işletmelerin sağlayacakları istihdam oranında, kredi vergi muafiyet ve istisnaları, faiz indirimi ve benzeri teşviklerden yararlandırılmaları hususunda özel politikalar geliştirilecektir. Meslek standartlarının tesisi ve meslek okullarının yaygınlaştırılması hususu, alınması gereken önlemlerin başında gelecektir.
Küçük ve orta ölçekli işletmelerin üretim
ve işletme maliyetlerini düşürmek, yüksek kalitede ve ileri teknolojide üretim
imkanlarını artırmak üzere danışmanlık, bilgi, eğitim ve benzeri
hizmetleri sunan Geliştirme Merkezleri kurulacak ve bu merkezlerin faaliyet göstermesi
için gerekli önlemler alınacaktır.
SONUÇ
SHP, yeni bir döneme ulaşmayı amaçlarken, aşağıdaki hedefleri gerçekleştirmeyi
görev bilir:
I- İşbirliği,
Barış ve Özgürlük içinde bir dünyaya ulaşmak,
II- Doğa ile uyumlu, sürdürebilir bir kalkınmayı sağlamak,
III- Emeğin en yüce değer olmasını yaşama geçirmek,
IV- Katılımcı, çoğulcu ve sivil iktidara erişmek,
V- Fırsat eşitliğinin sağlandığı bir eğitimi yaratmak,
VI- değişime uyumlu bir devrimciliği sürdürmek,
“ Özgür birey, örgütlü toplum ve demokratik
devlet” i tüm boyutlarıyla yaşama geçirmek.