
|
Sosyal
Demokrasi: |
Gelin
sosyal demokrasiyi birlikte
tanımlayalım.

Gönderin burada yayınlayalım
A-
Sosyal Demokrasi Nedir ?
Sosyal
Demokrasi, emekçilerle öteki sınıfların çıkarları arasında,demokratik
özgürlükler ortamında, siyasal ve ekonomik yapıyı değiştirerek
hakkaniyet dengesi kurmayı amaçlayan, siyasal ve ideolojik bir kitle
hareketidir.
Sosyal
demokrasinin, oluşum yıllarından bu yana hiç değişmeyen ve içeriği
giderek zenginleşen temel niteliklerini, bu tanım çerçevesinde şöyle
sıralamak mümkündür:
1-
Sınıfların çıkarı dengeye gelmelidir. Sosyal demokrasi emekçilerin
çıkarını savunurken, öteki sınıfların yaşam hakkını yok saymaz.
Çünkü ‘ devrimci sınıf dayanışması inancının birleştirdiği,
dünyayı temelden değiştirecek, bir proletaryanın var olduğuna ‘ ve
ulusal zenginliği sadece o proletaryanın yarattığına, sosyal
demokrasi hiçbir zaman inanmamıştır.
Sosyal demokrasi ile salt proletaryanın çıkarını savunan
Marksist sosyalizm arasındaki önemli farklardan
biri budur.
2
-Demokratik özgürlükler sınıfsal çıkarlara
kurban edilmemelidir. Sosyal demokrasi, sınıflararası çıkar
dengesini en iyi sağlayacak ortamın, siyasal haklarda eşitliğe dayalı
demokratik ortam olduğu inancındadır. Irk, din, dil, cinsiyet ve servet
farkı gözetmek gibi, siyasal hak eşitliğini zedeleyici anti-demokratik
yaklaşımlara sosyal demokrasinin karşı çıkması bundandır.
Sosyal demokrasi özellikle
birden çok ulusal birimi kavrayan toplumlarda, özgürlük haklarının
salt bireye bağlı haklar olmadığına, ulusal birimlerin de hakları
bulunduğuna inanır. Sosyal demokrasi ile etnik grupları yok sayan bağnaz
Muhafazakarlık arasındaki önemli farklardan biri budur.
3-
Devlet ideolojisiz olmalıdır. Sosyal
demokrasi, güçlü sınıfların ya da toplulukların çıkarını gözeten
ve ideolojisini savunan yerleşik siyasal ve hukuksal düzene, başka değişle
sınıfsal devlet yapılanmasına karşıdır.
Sosyal demokrasiye göre, demokratik hak ve özgürlüklerin salt
bireyler arası ilişkileri düzenlemesi yetmez;
bireyle devlet arasındaki ilişkilerin düzenlenişinde demokratik
hak ve özgürlükler ölçütü egemen olmalıdır.
başka değişle devlet, ırk, din, dil, cinsiyet, servet farkı
gibi ayrımlara bel bağlayan ideolojilerle
yüklenmemelidir. Örneğin devletin farklı dinden olan cemaatlere
farklı davranmaması için nasıl ki laik olması gerekiyorsa, zenginliği
farklı olanlara farklı davranmaması için de güçlü sınıfların
ideolojisiyle yüklenmemelidir. Devlet kurumları arasındaki hiyerarşik
ilişkilerin düzenlenişine de demokratik yapılanma ilkeleri egemen
olmalıdır. Başka bir değişle yetkisini seçimden almayan devlet
organlarının, seçimle oluşan devlet ya da halk kurumlarını güdümlemesi
kesinlikle engellenmelidir.
4-
Bölüşüm hakça olmalıdır. Sosyal
demokrasi, bireysel yeteneğin ve ulusal zenginliğe katkının farklı
olduğu inancındadır. O nedenle her bireyin, ulusal üretime yeteneği
ölçüsünde yaptığı katkıyla uyumlu bir pay alması gerektiğine inanır.
Başka değişle sosyal
demokrasi mutlak eşitlikçi değildir. Tam tersine, farklı yeteneğin
farklı primlendirilmesini, yeteneği teşvik etmenin ve hakkaniyetin gereği
sayar.
5- Ekonomik
yapı çoğulcu olmalıdır. Ulusal üretim, soyut bir serbest
piyasa ekonomisi tutkusuna kurban
edilmemelidir. Özel teşebbüsün yetişemediği pahalı
teknolojiyi gerektiren yatırımları devlet yüklenmeli ve bu yoldan
ekonomik yapıyı değiştirmelidir.
SHP
PROGRAMI
I-
ÇAĞIN DÜŞÜNCESİ VE
SHP’NİN TARİHSEL AMAÇLARINDAN KAYNAKLANIP GELECEĞE YÖNELEN İNANÇ
SİSTEMİ OLARAK SOSYAL DEMOKRASİ
Sosyal demokrasi, yüzyıllar
boyu süren sömürünün ortadan kaldırıldığı, özgür, adil ve
refahın toplumun
tüm katmanlarına yaygınlaştığı bir düzeni
yaratma mücadelesidir. Sosyal demokrasiye inananlar, insan haklarının
noksansız gerçekleştirildiği yaşanabilir bir dünyanın kurulması için
çalışırlar. Barış ve demokrasi onların yüce ülküsüdür.
SOSYAL DEMOKRASİNİNTEMEL
İLKELERİ
Özgürlük
Özgürlük, insanın kişiliğinin ve yaratıcılığının sürekli
gelişimi için vazgeçilemeyecek bir ön koşuldur. Özgürlüğün gerçekleştirilebilmesi
için bireylerin her türlü toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel
baskıdan kurtarılması gerekir. Kişilerin özgürlüğü, ancak başkalarının
özgürlüğünü koruma zorunluluğu ile kısıtlanabilmelidir.
Özgürlüğün soyut bir istek düzeyinde kalmayıp, gerçek ve
somut anlamda varolabilmesi için; bireyin kendi özgürlüğünü
savunabilen, başkalarının özgürlüğüne saygılı, kendi koşullanmalarını
irdeleyebilen ve özgürlüğünü toplumun ve insanlığın yararına
kullanabilen bir kişi olarak eğitilip, yetiştirilmesi gereklidir.
Bireyler özgürlüğü bir yaşam biçimi olarak özümsemelidirler. Özgürlüğün
sağlanması bakımından vazgeçilmez koşulların başında düşünce,
anlatım, inanç ve örgütlenme özgürlüğü gelir.
Eşitlik
SHP, eşitliği bütün insanlığın değerlerinden herkesin ortak
biçimde yararlanması inancı olarak tanımlanır. Eşitlik, insanların
kişiliklerini özgürce geliştirebilmelerinin ön koşuludur. Eşitlik,
bireyin tekdüzeliğini ön görmez tam aksine özgür gelişmenin
yaratacağı farklılıkları içerir.
Toplumda, kişiler arasında özgürlüklerini kullanma, haklar ve
siyasal katılma olanakları açısından hiçbir ayrım bulunmamalıdır.
Çağdaş dünyanın ekonomik, kültürel, ve siyasal süreçleri eşitsizliği
yeniden üreten süreçler olamaz.
Sosyal Adalet
Sosyal adalet yaratılan ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerin;
toplumdaki tüm katmanlar, zümre ve gruplar arasında, emekleri ve üretkenlikleri
oranında toplumsal dengeleri sağlayacak biçimde paylaşılmasını ön
görür. Bu, yoksullukta değil refahta odaklaşan adil bir bölüşümdür.
Dayanışma
Sosyal demokrasi, bireyler arasındaki yaşam düzeylerini daha üst
düzeylere yükseltme, haklarını koruma ve geliştirme, demokrasiyi bütün
kurum ve kuralları ile yaşama geçirme yönündeki dayanışmayı aynı
zamanda ahlaki bir davranış olarak da kabul eder ve destekler.
Dayanışmanın özünde toplumsal sorumluluk yatar. Dayanışma
bireysel ve toplumsal tüm değerlere yönelik saldırılara karşı koyma
açısından da vazgeçilemeyecek bir ilkedir.
Demokrasi
Demokrasi, sosyal demokrasinin temel ilkesidir. Bu bağlamda SHP,
demokrasi ülküsünün yılmaz takipçisi ve savunucusudur. Kişi, zümre
ve sınıf diktatörlüklerini reddeder. Bu anlamda askeri baskılara,
nedeni ne olursa olsun askeri darbelere karşıdır. Devletin özgürlükçü
yapısı içerisinde boyutuna, gücüne bakılmaksızın militarist eğilimleri,
müdahaleleri kabul etmez.
Unutulmaması gerekir ki, özgürlük ve demokrasi anti-demokratik
yöntemlerle korunamaz ve geliştirilemez. Diğer yandan tutucu siyasi eğilimler
de demokrasi için engeller ve tehlikeler yaratmaktadır. Bu nedenle aşırı
tutucu sağdan gelen faşist baskı düzenleri ile tüm totaliter yapılar
dikkatle izlenmeli ve reddedilmelidir.
Demokrasinin vazgeçilmez kurumlarından biri de siyasal partiler
arasında eşit, hiçbir amaçla kısıtlanmamış, yaygın ve özgür seçimlerdir.
Böylece demokrasinin tüm ilkeleri toplumun ve ülkenin en küçük
gruplarına ve en uzak yörelerine kadar yaygınlaştırılmalıdır.
SHP azınlığın çoğunluk üzerindeki her türlü baskısını
reddettiği gibi, çoğunluğun azınlığın tüm haklarına saygılı
olmasını ve onu güvence altına almayı da demokrasinin bir gereği
sayar. Yaygın, etkin, bütün kurum ve kuralları ile işletilmeyen
demokrasi olmayınca sosyal demokrasi de gerçekleştirilemez.
İnsan Hakları
Sosyal demokrasinin mücadele tarihi aynı zamanda insan hakları için
mücadele tarihidir.
İnsan haklarıyla insandır. Yaşama hakkı bu hakların başında
gelir. Devlet ve ekonomi insanlar ve onların hakları için oluşturulmuştur.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi , Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi ve benzeri uluslararası sözleşmelerin gerekleri
eksiksiz olarak yerine getirilmelidir.
İşkencenin her türüyle, insanlık dışı ve aşağılayıcı
davranışlarla etkin olarak mücadele edilmelidir.
Evrensel insan haklarının tam olarak uygulanabilmesi için özgürlüklerin,
siyasi katılım hakkının ve temel sosyal hakların birlikte ve eşit ölçüde
güvence altına alınması gerekir.
Bu haklar bir bütünün parçalarıdır ve birbirinden ayrılamaz.
İnsanlar ancak düşüncelerin ve örgütlenmenin serbest olduğu
yerlerde; çalışma, eğitim, beslenme, barınma ve sağlık konularındaki
haklarını talep edebilir ve bunları gerçekleştirebilir. O nedenle,
insan hakları ancak demokrasi korunabilir ve geliştirilebilir.
Tüm insanlar; milliyet, dil ve kültür konularında hak
sahibidirler. Bu hakların özgürce kullanılmasının önüne hiçbir
engel çıkartılmamalıdır.
Barış
SHP, dünya insanının barış içinde yaşamasını tehdit eden
silahlanmaya karşıdır. ‘ Yurtta Barış, Cihanda Barış ‘
SHP’nin temel ilkesidir. SHP, uluslararası düzeni ülkeler arasında işbirliğinin,
karşılıklı saygının ve ulusların eşit egemenlik haklarının
korunduğu bir temelde savunur.
SHP, barışı toplumun vazgeçilmez ilkelerinden biri olarak kabul
eder. Dünya barışının ve toplumsal barışın ancak kendileriyle barışık
insanlarla mümkün olacağına inanan
SHP, bu çerçevede siyasi, sosyal ve ekonomik koşulların oluşturulmasına
çalışır.
Emeğin
Değeri ve Çalışma Hakkı
Emek en yüce değerdir. İnsan, yaratıcılığın ve üretkenliğin
temel kaynağıdır. İnsana saygı, emeğe saygıyı gerektirir.
Kol ve düşün emeği ayrımı gözetmeden toplum yaşamında emeğin
yüceltilmesi, toplumda eşitliğin ve dayanışmanın sağlanmasında en
önemli etkendir.
HÜSEYİN
PEKİN- 10 SORU'DA SOSYAL DEMOKRASİ NEDİR
Soru (1) :
_SOSYAL
DEMOKRASİ NEDİR, NASIL DOĞMUŞTUR VE ÇEŞİTLİ ÜLKELERDE, GÜNÜMÜZE
KADAR NASIL GELİŞMİŞTİR?
Sosyal Demokrasi, Sosyalizm ve
Demokrasi’nin uyumlu bileşimini kuran bir siyasal düşünce biçimidir.
Devrimci otoriter sosyalizmin (komünizm) aksine, özgürlükçüdür,
sosyal adalet ve fırsat eşitliğini savunur, barışçıdır, toplumsal
gelişmenin evrimci yöntemle sağlanmasını ister.
Geçen
yüzyılda, Alman İşçi Hareketine, A. Bebe ve W. Liebknecht isimli düşünürler,
Marksizmi politik ideoloji ve eylem yöntemi olarak kabul ettirdiler.
Alman sosyalistlerin etkisi altında ve Marksist düşünce doğrultusunda,
Avusturya-Macaristan, İskandinavya, Rusya, Hollanda ve İsviçre Sosyal
Demokrat Partileri doğdu. E. Bernstein marksist ideolojinin revizyonunu (
kurucusu K. Marks’ın dediklerinin gerçekleşmemesi nedeniyle) önerdi
( Revizyonizm) ve böylece Alman ve İskandinav Sosyal Demokrat
Partilerinde devrim (revolition) yerine evrim (reform) düşüncesi egemen
olmaya başladı (Reformizm). 2. Enternasyonal Toplantısı,
devrimci-evrimci kavgaları arasında geçti. Devrimciler, 2.
Enternasyonal’den koparak, Moskova’da 3. Enternasyonal’i (komünist
Enternasyonal) topladılar. Reformist düşüncede onlar da yeniden sosyal
demokrat partileri kurdular ve giderek güçlendiler. Günümüzde, çeşitli
ülkeler sosyal demokrat partileri, kendi ülkelerinin koşulları gereği
birbirlerinden az ya da çokça farklı sosyal demokrat politikalar
izlemekte iseler de ortak paydaları parlamenter demokrasiye inançları
ve başka ülkelerin sosyal demokrat partileri ile işbirliğine ve dayanışmaya
gönülden istekli olmalarıdır.
Soru (2) :
_SOSYAL
DEMOKRASİNHİN GELENEKSEL OLARAK SAVUNDUĞU, TEMEL HAKLAR, FIRSAT EŞİTLİĞİ,
SOSYAL HUKUK DEVLETİ, SOSYAL ADALET, MORAL DEĞERLERLERİN ÜSTÜNLÜĞÜ
KAVRAMLARININ ANLAMLARI NELERDİR?
Temel Haklar :
Bunlara
‘insan hakları’ da denilir. Geleneksel anlamda ‘temel haklar’
denildiğinde, bireylere Devlet karşısında tanınan haklar (insanın kişiliğini
savunması ve siyasal katılma hakkı gibi) anlaşılır. Özellikle son yüzyılın
başlarından beri yoğunlaşan uğraşlar sonucunda bu iki kategorik
hakka bir de ‘ekonomik ve sosyal haklar’ (çalışma, adaletli ücret
isteme, sosyal güvenlik hakları gibi) eklenerek temel haklar kataloğu
tamamlanmıştır. Devlet bu hakları tanımak ve uygulamakla yükümlüdür.
Demokratik ve çağdaş anayasaların hemen hepsinde (TC. Anayasasında
da) temel haklar güvence altına alınmıştır. Ayrıca, pek çok
uluslararası alanda etkisi olan bildirgede de yer almıştır. Bunların
en eskisi İngilizlerin ‘Magna Charta’sı (1215), ‘Habeas Corpus
Act’ı (1679) ve ‘Bill of Rights’ (1689) isimli insan hakları
bildirgeleridir. Bunlar gibi 1789 Fransız Devrimi’nden sonra ‘İnsan
ve Yurttaş Hakları’( A.B.D.’de 1776’da ) bildirgesi ilan olunmuştur.
En yenileri de 10.12.1948 tarihli BM-İnsan Hakları Bildirgesi ile aynı
tarihli ‘Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ dir.
Sosyal demokratlar, insan haklarını bir bütün olarak kül
halinde savundukları gibi, özellikle de ‘ekonomik ve sosyal hakları’
başka diğer tüm siyasal oluşumlardan daha büyük inanç ve titizlikle
savunmakta, uygulamaya geçirilmeleri için uğraş vermektedirler. Bu da
onları diğer partilerden ayıran belirgin ölçü olmaktadır.
Fırsat eşitliği :
Bireylerin
eğitim, meslek edinme ve ilerlemelerinde eşit sosyal şanslara sahip
olmalarını hedefleyen toplum ve kültür politikası izlenmesidir.
Sosyal demokratların uğraşları, ‘fırsat eşitliğini engelleyen’
tüm pürüzleri ortadan kaldırmaktır.
Sosyal
demokratik terminolojide, tüm bireylerin birbirlerine mutlak surette eşit
hale getirilmeleri gibi, hayalci sosyalistlerin ve marksistlerin uzun yıllar
savundukları halde, uygulamada bir arpa boyu dahi mesafe alamadıkları düşlere
yer yoktur. Doğrudur, toplumdaki her türlü aşırı eşitsizliklere
sosyal demokratlar da karşıdırlar. Ancak onlar, demokratik çerçevenin
dışına çıkmadan ve ,insan haklarına saygılı kalarak bunu yapmanın
uğraşını verirler ve böylece güzel bahçelerimizde istenmeden biten
ayık otlarını ayıklayarak yerlerine gül fidanları dikmenin mutluluğunu
duymak isterler.
Sosyal Hukuk Devleti :
Bu
kavram hem Alman hem de Türk Anayasalarında yer almıştır. Anlamı,
hukuk düzeninin, sosyal barışın ve bireylerin saygınlığının güvence
altına alınarak geliştirilmesidir.
Sosyal Adalet :
Devletin,
bireylere ve ailelere, gereksinimlerinin karşılanmasında ‘nisbi eşitlik’
ve ‘yeterlilik’ güvenceleri sağlamak amacıyla izlediği politikadır.
MARXİST
DÜŞÜNCE SÖZLÜĞÜ
(ing: Social Democracy,
Fr: Social Demokratie, Alm: Sozialdemokratie)
Son bir buçuk asırda çeşitli anlamlar kazanmış bir
terim. Marx ve Engels ilk yazılarında sosyal demokrasiyi
"Demokrat veya Cumhuriyetçi Parti'nin sosyalizme az çok bulaşmış
bir kesimi" olarak ele almış (Kominist
Manifesto'nun 1888 Tarihli baskısına Engels'in notu IV kesim)
ve aynı anlamda "demokratik sosyalistler"den söz
etmişlerdi. Marx 18 Brumaire'de (III. kesim)
1848 devriminden sonra, Fransa'da burjuvazinin koalisyonuna karşı küçük
burjuvalar ve işçiler arasında "Sosyal-demokrat Parti"
denen koalisyonun oluşumunu tasvir etmişti. 1890'lara gelindiğinde ise
-özellikle Almanya ve Avusturya'da -kendilerine "sosyal
demokrat "diyen işçi sınıfı partileri oluşturulmuş ve Engels,
bazı itirazlarına rağmen bu "kelimenin kabul edilebileceğini"
söylemiştir. ( 1894
Volkstaat'daki yazılarına önsöz) Bu ismin seçilme
sebebleri kuşkusuz bir ölçüde 1848 devrimleri ile bir sürekliliği
vurgulamaktı, ama daha önemlisi bu partilerin siyasal demokrasi(evrensel
oy hakkı ve yalnızca danışma organları olarak kalmayıp gerçek
erklere sahip seçilmiş meclisler ) için yoğun mücadelelere
girdiğini, nihahi hedeflerinin demokrasiyi toplumsal hayatın tümüne ve
özellikle üretimin örgütlenmesine yaymak olduğu fikrini açığa
vurmaktı. Bu anlamda sosyal demokrasi sınıf hakimiyetinin karşısına
çıkartılıyor ve (Marx'ın ilk yazılarında
"insanlığın kurtuluşu"diye adlandırdığı)
işçi sınıfının toplumsal kurtuluşunun gerçekleşmesi olarak görülüyordu.
Ama sosyal demokrat partiler, özellikle Almanya ve Avusturya'dakiler
kitle partilerine dönüştükçe bazı sorunlarla yüz yüze geldiler. (Przeworski
1980) Birinci olarak, sosyalizm mücadelelerini esas olarak,
hatta yalnızca mevcut siyasal kurumlar üzerinde - yani ulusal, bölgesel
ve yerel meclislerde sandalye çoğunluğu kazanmak konusunda- yoğunlaştırmak
veya aynı zamanda "parlemento dışı" kavgalara
girişmek (ve ne ölçüde) arasında
karar vermek zorundaydılar. Bu mesele yüzyılın ilk yıllarında Kautsky,
Luxemburg, Hilfedring ve diğerlerinin taraf olduğu "siyasal
kitle grevi" tartışmalarında ve işçi sınıfının mücadelesinde
şiddetin rolü üzerindeki tartışmalarda en geniş biçimde ele alındı.
Şiddet sorunu 1917'de Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesinden sonra
ve özellikle faşizmin yükseliş döneminde iyice önem kazandı. Ama
sosyal demokrat liderlerin çoğu Avusturya Partisinin(SPÖ)
Linz Kongresinde(1926) Bauer tarafından "savunmaya yönelik
şiddet" deyimiyle özetlenen kitle grevi ve silahlı
ayaklanmaya ancak burjuvazinin şiddeti karşısında nihai bir önlem
olarak başvurulmasını öngören görüşü benimsediler. sosyal
demokrat partilerin çabalarını parlementer temsili üzerinde yoğunlaştırması-Engels
tarafından 1890'larda Bebel, Kautsky, Viktor Adler ve diğerlerine
yazılan mektuplarda buna teşvik edilmişlerdi.- en açık biçimde Michels(1911)
tarafından formüle edilen başka bir mesele doğurdu. Michels
sosyal demokrat partiler yasal kütle partilerine evrildikçe lider ve yöneticilerinin
gitgide burjuvalaşması ile birlikte bunlar ile üyeler ve taraftarlar
arasında köklü bir ayırımın doğduğunu ve bu eğilimin kaçınılmaz
olarak reformist politikalara yol açtığını ileri sürüyordu.
Sosyal demokrat siyasetin diğer iki özelliğinin de
reformist eğilimleri teşvik ettiği eleştirmenlerce ileri sürüldü.
Bunlardan biri demokratik sistemde mutlak çoğunluğu elde etmek için işçi
sınıfının ötesinde diğer toplumsal gruplara da seslenmek (ve
yerine göre diğer partilerle koalisyona girme) ihtiyacıydı.
Bu ihtiyaç, bazı yorumlara göre orta sınıfların sayıca büyümesiyle
birlikte gittikçe artıyor ve sosyalist hareketin nihai hedefleri üzerinde
uzlaşmalar yapılamasını gerektirebiliyordu. ikinci bir önemli özellik
de sosyal demokrat partilerin uğraşılarının çoğunu kapitalizm içinde
kısmi reformlar elde etmeye ayırmaları ve böylesi bir çaba Kautsky,
Avusturya Marxistleri ve diğerlerinin hep ileri süregeldiği gibi, uzun
dönemde kapitalizmin dönüşümü ve sosyalizme geçiş hedefine ters düşmese
de gündelik siyaset ve seçim kampanyalarında hep günü birlik
reformlar üzerinde durulmasının bu hedefi pekala ikinci plana itebileceği
idi. Mamafih 1914'e gelene kadar sosyal demokrat partiler kendilerini
devrimci partiler olarak tanıtmaya devam ettiler ve böyle kabul
edildiler. Birinci Dünya Savaşı sırasında liderlerinin çoğunun
kendi milli hükümetlerine destek ve Rusya'da Bolşeviklerin zaferi bu
partilerin Lenin, Leninist Komunist partiler ve Komunist
Enternasyonal tarafından gerçek anlamda sosyalist olmayan, reformist
partiler olarak karalanmaları sonucunu doğurdu. Bu karalama Almanya'da
faşizmin yükseliş döneminde sosyal demokratların "sosyal
faşistler" veya Stalin'in deyimiyle "faşizmin
ılımlı kanadı" olarak tanımlanmalarıyla zirveye ulaştı.
1945'ten bu yana sosyal demokrasinin anlamı bazı yönlerden değişmeyi
sürdürdü. Evvelce Marxist olan ve devrimci hedeflerini savunagelen bazı
partiler - Alman partisinin (SPD)
1959 Bad Godesberg kongresinde yaptığı gibi-böylesi hedefleri açıkca
terk ettiler ve özünde "kapitalizmin reformu" ve
"karma ekonomi"den daha fazla bir şey
hedeflemeyen politikalar benimseyerek işçi sınıfı partilerinden
"halk partilerine" dönüştüler. Britanya'da ise
bu yakınlarda özellikle sosyalist olmayan bir merkez partisi olarak yeni
bir Sosyal Demokrat Parti kuruldu. öte taraftan Batı Avrupa Komünist
partileri Batı Avrupa'da varolageldiği şekilde demokrasi ve temsil
kurumlarının önemini vurgulayarak(Carillo
1977) proleterya diktatörlüğü terimini kullanmaktan
vazgeçerek ve iktidarı ele geçirip işçi sınıfının yegane
temsilcisi olarak yönetecek Leninist merkezi öncü parti anlayışını
değişik ölçülerde eleştirerek eski anlamıyla sosyal demokrasi ile
yeniden bir yakınlaşmaya yöneldiler.
19. Yüzyılın sonlarındaki anlamıyla sosyal demokrasinin iki yönü
özellikle dikkate değerdir. Birisi bütün kapitalist ülkeler komünist
partileri ve hala daha da çok uzlaşmaz bir şekilde devrimci
hedeflerinden vazgeçmeme iddiasındaki diğer gruplar işçi sınıfının
küçük bir azınlığı dışında siyasal desteğini kazanamaz ve zaman
zaman sendikalarda etkili olmalarına rağmen çoğu kez bu azınlık
partilerin siyasal sekter düzeyini aşmalarına yetmezken, sosyal
demokrat partiler işçi sınıfının siyasal örgütlenmesinin başlıca
ve önemli-ve önemli reformların elde edilmesi anlamında en başarılı-biçimleri
olmuşlardır.
20 yüzyıl sonlarında kapitalist toplumlardaki gelişme eğilimi
sosyal demokrat politikanın bu üstünlüğünü daha da pekiştirme yönündedir
ve bugün Marx ve Engels'in zamanında olduğundan daha az
kesin görünen sosyalizme yönelim en azından kapitalizm, katastrofik
krizleri ve savaşları engelleyebildiği sürece seçim başarıları ve
adım adım reformlar yoluyla gerçekleşebilir görünmektedir. sosyal
demokrasinin ikinci önemli özelliği de, bir siyasal sistem olarak
demokrasinin değerini doktrinde ısrarla vurgulamasıdır. bizzat Engels
son yıllarında sosyal demokrat liderlere yazdığı mektuplarında
bu yaklaşımı desteklemiş ve 29 Haziran 1891 tarihinde Kautsky'ye
mektubunda, SPD'nin Erfurt programı üzerine yaptığı yorumlarda
şöyle demiştir: " Kesin olan bir şey varsa, o da Partimizin ve işçi
sınıfının iktidara yalnızca demokratik cumhuriyet biçimi içinde
gelebileceğidir. Hatta proleterya diktatörlüğünün özgül formülü
budur" Gene de sosyal demokrasi ismi üzerine yaptığı yukarıda
zikredilen yorumda (Volkstaat Önsöz 1894), komünizmin
nihai hedefinin devleti ortadan kaldırmak olduğunu ve demokrasinin de
nihayet bir devlet biçimi olduğunu söylemiştir. Engels'in çeşitli
ifadelerinde bir ölçüde muğlaklık olduğuna kuşku yoktur, ancak İkinci
Enternasyonal'in Marxistleri söz konusu olduğu sürece yalnızca işçi
sınıfının iktidara geleceği süreç olarak değil, sosyalist toplumun
esası olarak da demokrasiye açık ve sık sık belirtilen bir bağlılık
görülmekteydi. Bu değişik şekillerde, Luxemburg, Kautsky ve
Avusturya Marxistleri gibi farklı marxistlerin genel yaklaşımları ve
tek tek yazılarında açıkca görülmekteydi. Bu sonuncular seçim
yolunu belki de bütün gruplardan daha kesin biçimde seçmiş ve seçmenlerin
çoğunluğunun açık desteği olmaksızın iktidarı düşünmeyi bile
reddetmişlerdi. Almanya'da faşizm tehlikesi karşısında Thalmann
ve komünist partisinin diğer liderleri burjuva demokrasisi ve faşist
diktatörlük arasında özde fark olmadığını ilan ederken, Weimar
demokrasinin savunulmasını esas hedef olarak almıştı.
1917'den bu yana işçi sınıfı hareketi ve Marxist düşünce sosyal
demokrasi ve komünizm( yani leninizm, bolşevizm) olarak bölünmüştür.
sosyal demokratlar bu ayırımı demokratik sosyalizm ile otoriter veya
totaliter sosyalizm arasındaki ayırım olarak görmekteler. Gerçi son yıllarda
Avrupa komünist hareketinin gelişmesi ile bu görüş farklılığı bir
ölçüde yumuşamıştır, ama bunun nereye kadar gideceği zamanla belli
olacaktır. Günümüzde sosyal demokrasi iki ana sorunla karşı karşıyadır.
Bir sorun, hükümet kurma anlamında iktidara gelmenin mümkün olup
olmadığı değil-zira Avrupa'daki sosyal demokrat partiler kısa veya
uzun süre iktidarda kalmıştır-fakat iktidara geldikten sonra toplumun
gerçek anlamda sosyalist dönüşümünü gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği
ve hatta seçmenlerinin aslında bunu isteyip istemeyeceğidir. Diğer
sorun ise, demokratik sosyalist toplumun fiili kurumlarına ilişkindir.-
ekonomi, siyasal sistem, eğitim, kültür hayatı vb. nasıl örgütlenmelidir
veya nasıl gelişebilir? - ve bu, mevcut sosyalist ülkeleri içeriden değiştirmeye
çalışanlar da dahil, Marxistler arasında hala yoğun tartışmalara
konu olmaktadır.
TBB/ÜA
Marxist Düşünce Sözlüğü-İletişim Yayınları Birinci Baskı
1993 sayfa 508
|